Asrın felaketi olarak adlandırdığımız Ağustos 1999’da meydana gelen 7,4 Gölcük-Adapazarı depremi üzerinden 25 yıl geçti. Sakarya’nın deprem tarihine baktığımızda 1943-1967 ve 1999 depremleri bu şehir üzerinde hep yıkıcı etkiye sahip olmuştur.
Dünyanın en aktif fayları arasında bulunan Kuzey Anadolu fay hattı, özellikle bizim yaşadığımız şehirde çok fazla etkili. Ortalama olarak 30-35 yılda bir büyük ölçekli deprem oluşturan bu fay, en son 99’depreminde etkisini gösterdi. Bilim insanlarının yaptığı çalışmalar, bu fayın yine hareketli olduğunu, faylarda 25 yıl birikiminin bulunduğunu saptadı. Kısacası 25 yıllık bir gaz birikimi oluştu. Bundan sonraki depremin ne zaman olacağı, ne kadar stres birikimli olduğunu kimse bilemiyor.
Asıl önemli olan depremlerin ne zaman olacağı değil, depreme ne kadar hazırlık bir toplumuz…Yaşadığımız son depremden sonra ortada duran yüzlerce çok katlı bina, Sakarya’nın bu konuda hazırlıklı olmadığını gösteriyor. Sadece olası bir deprem değil, belki de eli kulağında olan İstanbul depreminde şehrimizdeki yüksek katlıların sağlam kalacağına kim garanti verebilir? Örneğin Çark caddesinde ayakta zor durabilen 5 katlı binalar? Veyahut Tığcılar mahallesindeki binalar? Ya bulvardaki bazı yüksek katlı binalar? Papuççular, Hacıoğlu, Erenler ve daha birçok mahallede bulunan 5 katlı binalara ne demeli?
Yeni bir Sakarya depreminde belki de tamamı gidecek bu binaların İstanbul depreminde ise hangileri ayakta kalabileceği ise muamma…Sebebi ise 99 depreminde yorgun olmaları…Ben şahsen bu şehirde yüksek katlı bina sorununun çözüleceğine inanmıyorum. Zaman geçecek, gün gelecek ve yeni bir deprem bu şehirde yaşanacak. Ardından bu yüksek katlı binalarda yine acılar yaşayacağız. Sonuç değişmeyecek ve yine yapacağız, edeceğiz nutuklarına şahit olacağız. Yine bu şehirde kentsel dönüşümü acı bir şekilde yeni gelecek olan deprem yapacaktır…
Sakarya’da yapılan yada çalışmaları süren bazı binalardaki kentsel dönüşüm, bu şehrin yüksek katlı bina sorununu çözmeyecektir. Elbette ki belediyelerin bütçesi bu işe yetmeyecektir. Diğer taraftan hükümetin geçmiş yıllarda bütçesi rahatça yetebilirken, konunun bu zamana kadar getirilmesi de sorunu hasır altı yapmaya yetmiştir. Şimdilerde ise tasarruf dönemine girildiğinden yeni bir deprem olana kadar asla ve asla yüksek katlı binalar çözüme kavuşmayacaktır. Bina sahipleri, elini taşın altına koysa bile hükümetin bütçeyi bahane edip işe koyulacağına kimse ihtimal vermiyor. Ülke olarak boşverci olduğumuz için depremler bize ders değil, nasılsa daha çok var düşüncesini aşılamıştır.
Yazımıza son verirken bu konuda ne kadar ciddi olmadığımızı aktaralım…Sakarya Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Murat Utkucu şöyle diyor:
“Peki, bu somut deprem tehlikesine karşı hangi önlemleri alacağız ve olası deprem zararlarını nasıl azaltacağız? Dünya çapında afet zararlarının azaltılmasına yönelik çalışmalardan zaman içinde öğrenilen husus, çalışmalarda önceliğin afet sonrası ‘‘Kriz Yönetimi’’nden çok afet öncesi ‘‘Risk Yönetimi’’ ne verilmesinin önemidir. 1999 depremleri sonrası kamuoyunda oluşan deprem tehlikesi farkındalığının, 20 yıl içinde seviye kaybettiği ve günümüzde neredeyse yıldönümlerinde yad edilen bir ritüele dönüştüğü de görülmektedir. Afet/Risk yönetiminde,“Afet Öncesi Eğitim” ve “Afet Farkındalığı Oluşturma” çalışmalarının önemi çok büyüktür. Yukarıda değinildiği gibi, deprem tehlikesinin mevcudiyetinin zihinlerde tazeliği korundukça, bu konularla ilgili çalışılmaların içerik ve kapsamlarının güncellenip geliştirilmelerinin gerekliliği de anlaşılacaktır”