Ekosisteminin zenginliğiyle anılması gereken coğrafya; asırlık çınarların ve nehirlerin arasında sadece tohumu değil, sabrı ve emeği de büyütür. Tarihi şanlı zaferlerle dolu bu kadim şehir; alın teriyle, samimiyetle ve kırk yıllık hatırla yâd edilmeye layıkken, son yıllarda ardı ardına gelen skandallarla ve karanlık ilişkiler ağıyla gündeme gelmektedir.

Hangi meselenin kapısını çalsanız, tabelanın Sakarya'yı gösteriyor olması tesadüf sınırlarını fersah fersah aşmıştır.

Şehitlerimize ve kahraman gazilerimize minnet borçluyuz; onların kanıyla sulanan bu kutsal topraklarda bunca kansız yapının türemesi asla kabul edilemez.

Bu vahim tablonun ortaya çıkmasındaki en büyük kırılma, şehrin maruz kaldığı kontrolsüz demografik değişimdir. Hızla kalabalıklaşan ve homojen kimliğini yitiren bu coğrafya, öz değerlerinin sessizce baskılandığı bir merkeze dönüştürülmüştür. Elbette misafirperver bir milletiz; fakat kendi evimizin bu zihniyetler tarafından içeriden çürütülmesi kabul edilemez.

Sakarya'nın bereketli coğrafyasında âdeta bir kirlilik üretilmekte; zihinlere sinen bu şaibeli düzen, vicdan sahibi herkesin içini bulandırmaktadır.

Geçmişte bu tehlikelere dikkat çekenlerin ötekileştirilmesi, bugün yaşanan ağır tablonun faturasını artırmıştır. Soru net ve ortadadır: Muhafazakâr ve millî aidiyet kimliğiyle bilinen bir şehirde bu zihniyetler nasıl bu kadar kök saldı? Cevap apaçıktır; yerel siyasetin hamleleri, kamu bürokrasisindeki koruyucuları ve kamu kurumlarındaki hamileri bu yapıları el birliğiyle büyütmüştür. Esas adalet, bu çarkı besleyen iradeye karşı işletilmelidir. Yerel siyasetin kollarından kamu bürokrasisine, STK'lardan kamu kurumlarına kadar bu yapıları destekleyen, koruyan ve yücelten tüm kişi ve odakların üzerine gidilerek gerekli hukukî düzenlemeler acilen yapılmalı ve tüm detaylarıyla kamuoyuna açıklanmalıdır.

Muhafazakâr gibi görünerek asıl dertleri menfaat olanların yanında, devletine, milletine ve şehrine gönülden bağlı dürüst, liyakatli insanların neden sürekli ötekileştirildiğini, dışlandığını ve köşeye sıkıştırıldığını çok da net anlıyoruz.

Şehrin ortasında okullarıyla, yurtlarıyla, iş yerleriyle bu yapılar bu kadar parsellenirken ve çöreklenirken hiç mi kulağınıza kar suyu kaçırılmadı? Niçin dikkate almadınız? Sakarya halkının; yerel yönetimlerden kamu bürokrasisine, kamu kurumlarına kadar bu yapılara sessiz kalanlara bu soruyu sorması en tabii hakkıdır. Asıl olarak buna cevap verilmesi gerekmektedir. İnsanların bu kadar sömürülmesine ve suistimal edilmesine nasıl göz yumulmuştur?

Meselenin münferit olaylardan ibaret olmadığı; anaokulundan üniversitelere kadar tüm eğitim camiasına çöreklenen bu yapıların, ilâhiyatçılardan medreselere, kamu dairelerinden sivil toplum kuruluşlarına ve siyasî kanada kadar uzanan hiyerarşik bir sistem olduğu açıktır. Şehrin etkin, yetkin ve söz sahibi kurumlarıyla, STK'larıyla ve iş insanlarıyla ortaklaşa hareket eden bu odakların buralarda kilit noktalara yerleşmesi ayrıca düşündürücüdür.

Bu yapılarda yetişenlerin; "abla", "abi", "hoca hanım" ve "hocacık" unvanlarıyla âdeta tabandan tavana örümcek ağı gibi bir örgütlenme düzeni kurduğu görülmektedir. Hukukî açıdan bakıldığında, Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinde düzenlenen suç örgütü kurma ve yönetme suçlarının yanı sıra; bu yapılara bilerek ve isteyerek yardım eden, göz yuman, destekçi olan ve bu çarkın arkasında duran tüm faillerin detaylıca araştırılması gerekmektedir.

Bir tarafta logolu lüks içinde yaşayan sözde kanaat önderleri ve temsilcileri, diğer tarafta ise zorlu şartlara sabır göstermesi gerektiği telkin edilen masum gençler vardır. Sakarya halkı; sahte yapılardan ihale vurgunlarına, evrak sahteciliğinden ahlâki yozlaşmaya, diplomasız ve sapkın sözde hocalardan liyakatsiz yöneticilere, menfaat uğruna koltuk devşirenlere kadar her türlü kirliliğin pençesine itilmiş, âdeta nefessiz bırakılmıştır. Hatta kürsüden deste deste nasihat edenlerin, arkada balya balya servet biriktirdiklerini açıkça görüyoruz.

Ahlâkın partisi, sağcısı, solcusu veya tarikatı olamaz; doğru tektir. Ahlâk evrenseldir. Osmanlı dönemindeki vakıf ve kamu bürokrasisi denetim mekanizmalarına baktığımızda, sosyal yardımların ve eğitimin hiçbir şekilde başıboş bırakılmadığını, devlet takibinde ve kontrolünde olmasının kaçınılmaz olduğunu çok net görüyoruz. Ancak bu hassas alanı denetimsiz bırakıp çeşitli yapıların insafına terk ettiğinizde bugünkü çürüme kaçınılmaz hâle gelmektedir. Kimse bu durumu, hükümete destek verdikleri veya vermedikleri için soruşturma açılıyormuş gibi ucuz bahanelerle çarpıtmasın.

15 Temmuz darbe girişimini yok sayanlar, Gezi kalkışmasında sesi çıkmayanlar, deprem felaketinde sahada yer almayanlar ve bu milletin derdiyle hemhâl olmayanlar, bugün yurttaşının milyon dolarlık yerlerine illegal yapılanmalar hazırlayanlardır. Bakıyorsunuz, bu yapıların isimleri de, kisveleri de, rolleri de hiç değişmiyor; âdeta birileri soysuzluk sancaktarlığını yapıyor.

Bu kişilerin medya ayağında da din ağzını kullanarak milletin inançlarını ve ideolojilerini suiistimal ettiklerini görüyoruz. Zamanın firavunları ve münafıkları; din kisvesi altında insanların inançlarını sömürenlerdir. Hayır; siz kalkıp da yurt dışında, Almanya gibi bir yerde FETÖ'nün kaynaklarını besleyen kişilerle iş birliği yaparak oralarda gayriresmî işler çevirirseniz, devlet bunun hesabını gelir size sorar. Türkiye Cumhuriyeti muz devleti değildir; bu kim olursa olsun, hesabı sorulmalıdır, sorulacaktır da.

Sakarya, uzun süredir suç örgütlerinin üssü olan ve ne yazık ki bu karanlık odakların merkezi hâline gelen bir konumda bocalamaktadır. Bu durum artık kabul edilemez bir boyuta ulaşmıştır.

Serdivan merkezindeki yurt başta olmak üzere tüm okulların ve yurtların, Sakarya'da barınma sıkıntısı çeken ihtiyaç sahibi öğrencilere devlet yurdu olarak tahsis edilmesi çok yerinde bir karar olmaz mı?

Sakarya, hak ettiği temiz ve huzurlu günlere dönmek zorundadır. Yerel siyasetin bu alanla olan bağı tamamen koparılmalı, her detay gün ışığına çıkarılmalıdır. Siyasî literatürdeki "paralleşme" ve "gölge vesayet" gibi tehlikeli kavramların merkezi hâline gelen Sakarya'nın bu kirli yapıların üssü konumundan arındırılmasını, devletimize güvenerek temenni ediyor ve inanıyoruz. Devletimizin bu arındırma hamlesini tavizsiz sürdüreceğine inancımızla; ülkemize, şehrimize ve insanımıza taraf olmak her şeyin üzerindedir.

Üstadın söylediği gibi; Sakarya yüzüstü sürünmeyi değil, şahlanmış olmayı hak eden bir şehirdir!