Geçtiğimiz günlerde sosyal platformlarda iki kişinin yavru bir kediyi işkence ederek hayattan kopardığına dair görüntüler dolanıyordu. Bunun üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı olayla ilgili resen soruşturma başlatarak iki şüpheli için gözaltı kararı aldı.
Yine aynı zamanlarda kaplumbağayı ayağıyla ezerek hayattan koparan bir kişinin görüntüleri sosyal medya platformlarında dolandı. Gözaltına alınan şüpheli, görüntülerin 15 yıl önceye ait olduğunu söyledi ve serbest bırakıldı. Soruşturmanın ise hâlâ sürdüğü söyleniyor.
Hayvanları seviyorum. Sokakta kedi beslemeyi, bir köpeğin başını okşamayı, evimde beni rahatsız eden böceği öldürmeden doğaya bırakmayı, yoluma çıkan karınca yuvalarına basmadan üzerinden atlamayı seviyorum. Ama burada bahsettiğim şey hayvan sevgisi değil, şiddetin kendisi. Acı vererek öldürecek kadar merhametsiz ve vicdansız insanlar toplumda daha ne kadar gizlenerek yaşayabilirler? Sessizce aramızda dolaşan tehditlerden, katil adaylarından, tedirgin edenlerden biri de onlar değil mi?
Neden bunları yazdığımı düşünebilirsiniz. Benim sorum şu:
Bir canlıyı öldürmekten, üstelik acı çektirerek öldürmekten keyif alan bir insan, bunu sadece bir hayvana yapmış olarak sayılabilir mi? Kimseye bir zararı olmayan, kendisini savunamayan, derdini anlatamayan bir canlıya sadistik bir şiddetle saldıran bu kişiler, yarın kendinden daha güçsüz, daha az sesi çıkan, daha savunmasız bir insanla karşılaştığında aynı şeyi yapmaz mı?
Bugün veya dün hedefine bir hayvanı alan hastalıklı zihnin yarın ne yapacağını bilemeyiz. Tam da bu noktada bizlerin ve hukuk sisteminin “bu sadece bir hayvan” demeyi bırakması gerekir. Bizler toplumdan dışlayarak, hukuk sistemi de gerekli yaptırımı uygulayarak cezalarının verilmesi gerekir. Bu hastalıklı zihinleri büyütmeyelim, normalleştirmeyelim ve cesaretlendirmeyelim. Çünkü hepimiz biliyoruz ki kötülük bir anda ortaya çıkmaz. Önce kendinden güçsüz olanı seçerek beslenir.
Kötülük Önce Kendinden Güçsüzü Seçer
Tuğba Eğlengül
Yorumlar