Çocukluğumda dedemizin yanına sokulup bir masal ve ya hikaye anlat dediğimizde, dedem kafdağını ve kafdağının arkasında yaşayan yedi başlı ejderhadan hikayeler anlatır dururdu. Bir yiğit çıkar yedi başlı ejderhayı kılıcıyla yok eder, namı şanı alır giderdi.

Bende bir hikâye yazayım. Kafdağı, hayal ürünü olan masalda var ama ben hayal ürünü değil gerçek kafdağı, gerçek ejderhadan bahsedeceğim.

Dedem anlatırken kafdağının arkasında yalnız dev değil, cinler, perilerin olduğunu anlatırdı, uzun kış geceleri tadına doyum olmazdı. Ben ise gerçek cinlerden perilerden bahsedeceğim.

Evet bu dağ artık var. Dağ dediğin dünyadan ibarettir, içinde ne yok ki? İnsani yiyen devler, insanları çarpan cinler, periler. Ne bileyim bin bir türlü kötülüklerin anası ve her gün insanı yiyen ejderhalar. Aslında Yahudilerin arasında yaygın olan bu kıssalar, maalesef şimdi içimizde dolaşıyor, dilimizden düşmüyor ve bizde peşine takıldık gidiyoruz.

Şimdi gerçeği görelim ve şöyle etrafımıza bir bakalım. Etrafımızda ne yok ki? İnsanı çarpan, dolandıran yalan üstüne yalan, hile üstüne hile yok mu? Mazlumların ensesinde boza pişiren zalimler yok mu?

Şu an etrafımda onlarca arkadaşım ya müteahhitler tarafından ya galeriler tarafından ya da pazarlamacılar tarafından dolandırılmıştır ve yüreklerine bir çizik atılmıştır. Şimdi soruyorum. Bu ejderhadan, bu cinlerin, bu perilerden bu dolandırıcıların ne farkı var? Artık hayal ürünü değil hakikat olarak içimizde. Dikkat edelim.

Kalın sağlıcakla.