İstanbul'un nüfusu 16,6 milyon...
Bina sayısı ise 1 milyon 164 bin ve bu binalarda bulunan toplamda 4,5 milyon daire...
Türkiye genelinde olduğu gibi özellikle İstanbul'daki fahiş kira artışları, barınma sorununu ciddi oranda gözler önüne sermektedir.
Astronomik rakamlara ulaşan konut fiyatları neredeyse NASA'nın ilgi alanına girecek bir tez konusu haline geldi.
Talebin artışını arzın yeterince karşılayamamış olması, konutu ihtiyaç durumundan lüks duruma getirmiştir.
Atalarımız, "Dünyada mekân, ahirette iman!" derlermiş. Barınmak, insanoğlunun temel ihtiyaçlarından ve temel haklarından biridir.
Bu haftaki makalem ile konut üretimi ve pazarlanması ile ilgili olarak sektöre bir mercek tutmak gerektiğini düşünerek, elde ettiğim sonuçları okuyucularıma aktarmak istedim.
Deprem gerçeği, konutların piyasa durumu, ev sahibi-kiracı-devlet üçgeninde yaşanan sorunları sizler için irdeledim.
Konuya, emlak sektöründe uzman ve yetkili bir ismin görüşlerini aktararak başlamak istiyorum.
TÜGEM ( Tüm Girişimci Emlak Müşavirleri Derneği) Kurucu Başkanı Hakan Akdoğan'ın açıklamasına göre; kira fiyat artışının en büyük nedeninin 2020’de konut kredi kampanyaları ile konutların çoğunun satılması ve pandemiden dolayı da yeni konut yapımlarının yavaşlaması olduğu belirtilerek, yine pandemi koşullarının getirdiği zorlukların, maliyetler üzerinde oluşturduğu artışı ile konut üretimini oldukça yavaşlattığı ifade edilmiştir.
TÜGEM'den konu hakkında yapılan şu açıklama ise, sorunun asıl kaynağının nerede olduğunu göstermesi bakımından oldukça önemli: "...Böylece konut stoku tükendi ama talep devam ediyor. Bu da fiyatlara yansıdı. Talebe karşılık gelecek yeni konutlar yerine konulamadı...”.
Kentsel dönüşümün artıştaki payını da vurgulayan TÜGEM Başkanı Akdoğan, “Evi kentsel dönüşüm kapsamına giren yurttaşların ev arayışları oldu. Kısıtlamaların kalkmasıyla yeni evlenenlerin de ev talebi oldu. Konut kredisi yüksek olunca insanlar ev kiralamayı tercih ediyor. Yüz yüze eğitimin başlamış olması da bir neden...” diyerek, şu an gelinen durumu özetliyordu.
İlerleyen dönemlerde kiraların daha fazla artacağını zannetmediklerini belirten Akdoğan, açıklamalarına şöyle devam etti: “Artış yeni ev tutanlar için büyük bir handikap. Kirada olan kişiye en fazla yıllık TÜFE endeksi kadar kirasına zam yapılabilir. Kiralık ev piyasası karaborsaya dönmüş durumda. Mağdur olanlar var. Sahte ilanlar üzerinden kapora parası alan kişiler de var.”
Üflesen yıkılacak konutlara fahiş fiyat isteyen mülk sahiplerinin oluşturduğu spekülatif ataklar nedeniyle emlak piyasasında oluşan karaborsa da ayrı bir sorun olarak önümüze gelmekte ve ev sahibi-kiracı ilişkilerini bir krize dönüştürmektedir.
Ev sahiplerinin kiracıya psikolojik şiddet uygulayarak, "Evimden çık!" söylemleri anayasal bakımdan kişiye uygulanan tehdit ve zor kapsamında değerlendirilmelidir.
Ülkemizdeki yurt yetersizliği nedeniyle oluşan barınma ihtiyacı nedeniyle özellikle öğrenciler bu kira mağduriyetinin başında gelmektedirler.
"Allah onlara yardım etsin!"
İfadesi, temenniden öteye geçmemektedir.
Kulun açgözlülüğüne ve tedbirsizliğine Allah'ın adaleti yansıdığı zaman kurunun yanında maalesef yaş da yanıyor zaten...
Kiracı ve mülk sahibi arasında sözleşme olduğu gibi, devlet ve mülk sahibi arasında da bir akit, bir sözleşme olmalıdır.
Aldığı kiradan da vergisini versin!
Bu alanda yaşanan keşmekeş de artık bir son bulsun!
"Deprem Yönetmeliği" başta olmak üzere ancak tüm inşaat prosüdürüne uygun olarak üretilmiş konutlar kiraya verilebilmelidir. Bununla ilgili yasal ve idari tedbirler hızlıca alınmalı ve sıkı bir şekilde uygulanmalıdır. Sorunlu bina ve konutların kiralanması mutlak surette yasaklanmalıdır.
Tüm bu sorunların hakemi olması gereken devlet, hem kiracının, hem de mülk sahibinin haklarını eksiksiz bir biçimde koruyacak önlemleri almalıdır.
Hatta devlet, "Yap- Kirala Projesi" ile kendi ürettiği konutları kiraya vermeli ve bu alandaki karaborsa ve istismarı frenlemelidir.
Bu kadar başı boş bırakılan emlak sektörüne acil olarak müdahale edilmelidir. Her fırsatta krizi kâra çevirmeye çalışanlar vicdanen yoksun hırs sahipleridir. Bunun en yakın örneğini deprem bölgemizde yaşadık. Ohâl ilan edilmiş lokasyonlarda kira fırsatçılığı yapıldı.Ve bununla ilgili de ihbar hattı açıldı.
İki bina dikenin müteahhit olup, fahiş fiyatlara ev sattığı ülkede emlak sektörü çökmüş demektir.
Okuyucularımın da hatırlayacağı üzere geçen haftaki "DEPREM" temalı yazımda bu konuya ayrıntılı olarak değinmiştim.
Herkesin güvenlik içinde huzurla yaşayabileceği bir yuva sahibi olması temennisiyle...