Sakarya adına masaya oturup şehrin erdemlerinden, kadim kültüründen ve örnek duruşundan bahsetmeyi kim istemez?
Fakat hayatın acı bir gerçeği var: Tuzun koktuğu yerde kelimeler boğazda düğümleniyor. Herkesten her şeyi bekleyebilirsiniz; hayal kırıklıkları insana mahsustur, tabiatın kanunudur. Lâkin bazı kurumlar vardır ki üzerlerine zerre şaibe, en ufak bir gölge bile düşmemelidir.
Ne yazık ki uzun süredir gözlemlediğimiz, yazılı ve sözlü olarak defalarca dile getirdiğimiz bir gerçek var: Sakarya’da sadece Diyanet’te değil; yerel yönetimlerden kamu binalarına, üniversiteden diğer devlet kurumlarına kadar her alanda yaşanan kokuşmuşluk, kurumların vakarına ve ciddiyetine hiçbir surette yakışmıyor. Torpilin, kayırmanın, çifte standartla adam seçmenin dozu tavan yapmış durumda. Görmeyenlerin, duymayanların, üç maymunu oynayanların kulaklarını tıkamayacağı kadar büyüyen bir yozlaşma bu. Ve işin en acı kısmı, Diyanet gibi mukaddes alanlarda bunu Allah’ın evinde, O’nun huzurunda, O’nun kelamını diline dolayarak yapıyor olmaları.
Kur'ân-ı Kerîm'de Münafikûn Suresi 1. ve 4. ayetlerde buyrulduğu gibi: "Münafıklar sana geldiklerinde, 'Şehadet ederiz ki sen kesinlikle Allah'ın elçisisin' derler. Allah da bilir ki sen kesinlikle O'nusun. Allah, münafıkların kesinlikle yalancılar olduklarına şahitlik eder... Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Sanki onlar duvara dayanmış keresteler gibidirler. Her gürültüyü aleyhlerinde sanırlar. Düşman odur; onlardan sakın. Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan) çevriliyorlar?"
Bu manzaraya baktığınızda insanın aklına tarih kitaplarının en karanlık sayfaları, Orta Çağ kiliseleri adına insanları sömüren bağnaz zihniyetler geliyor. Tarih boyunca toplumların din ve mabet üzerinden duygusal, maddi ve manevî olarak sömürülmesi hep var olmuştur. Ancak bugün, her fırsatta insanları eleştiren, kendini bu şehrin ve ülkenin
"en Müslümanı" ilan edip başkalarını yetersiz, hatta dışlanması gereken birer yabancı görenlerin maskesini kaldırdığınızda altından çıkan tablo ibretliktir: Yalancılık, sahtekârlık, hudutsuzluk, düzenbazlık ve en önemlisi derin bir münafıklık.
Ey bu vebalin altındakiler! Bu günah bu ayıp size yeter. Kurum içinde işini gerçekten hakka, hukuka ve ehliyete uygun yapan mazlumların vebali de, o koltukları işgal edenlerin üzerindedir. Pirincin içindeki siyah taşlardan çok çekti bu şehir.
Kumpasvari işleri, birbirini kayırarak hataları örtbas etme kültürünü bu şehir ezbere biliyor. Sakarya’da gerek Diyanet’in gerek diğer kamu kurumlarının bu derece yıpratılması, iki yüzlü bir anlayışla idare edilmesi ve buna alet edilen değerler…
Aynı tabloyu yerel yönetimlere baktığımızda da çok daha derin bir sancıyla görüyoruz. Önceki dönemlere yakın olan çalışanların emekleri ve geçmişteki gayretleri yok sayılıyor; yeni yönetim dönemiyle birlikte çalışanlar kategorize edilip fişlenerek buna göre bir itaat bekleniyor. Kendi yakınlarına kontenjan açanlar, ehliyeti değil kendilerine sadakati baz alanlar; geçmişin yanlışlarını eleştirirken yeni gelenlerin de aynı bozuk çarkın birer dişlisi haline gelmesi bu adaletsizliği kalıcılaştırıyor. Yıllarca bu şehre emek vermiş, alnının teriyle çalışmış ehil insanların emekleri bir kalemde yok sayılıyor. Sırf akrabalık bağı veya birilerinin adamı olmak gibi özel ilişkileriyle hak edilmeyen şube müdürlükleri, amirlikler, koruma kadroları, sorumluluklar ehliyetsiz ellere teslim ediliyor. Kendi tarafına verilen ihaleler, projeler ile zenginleşmiş, servetine servet katıp sıfır hanelerini çoğaltmış ve bazı görevlere, koltuklara getirilmiş devşirmeler bu şehrin geleceğini karartmaktadır.
Sormak lazım: Kurumlar babanızın çiftliği mi? "Devletin malı derya deniz, yemeyen keriz" zihniyetiyle kamu haklarını peşkeş çekenler, aynaya baktıklarında ne görüyorlar? Dışarıdan bakıldığında gayet muttaki, helal lokma peşindeymiş gibi görünenlerin, kul hakkıyla, şaibeyle aldıkları her kuruşun her ay boyunlarına bir vebal ve vicdan terazinizde bir ağırlık yaptığının farkında mısınız? Haram ve vebal lokmalar evlatlarınızın kursağından nasıl geçiyor? İnsanların ekmeğiyle, onuruyla, itibarıyla oynayarak elde edilen o makamlar size ne kazandırıyor?
Sadece idari kadrolar değil; yerel yönetimler bünyesindeki ulaşımdan gasilhaneye kadar pek çok birimden gelen şikayetler ve her ay bir kamu kurumundan gelen şaibeler bardağı taşırmıştır. Bu şehrin yapısına baktığımızda, Sakarya organik dokusuna sahip; mahremiyet duygusu ve köklü bir aidiyet bilinci yüksek bir şehirdir. Ne vatandaş ne de bu şehir adına hassasiyet taşıyan STK'lar bu yıpratılmışlığı ve haksızlığı kabul edecektir; gereken cevabı da gerektiği gibi verecektir.
En acısı da bunu en çok dindar kisveye bürünenlerin yapıyor olması. Sizin hiç Allah korkunuz kalmamış, bu aşikâr. Ne Allah’tan utancınız var ne de kuldan arlanmanız. Sizler bu devrin modern münafıklarısınız. Lâkin unutmayın ki, adalet terazisi şaşmaz; Hak tecelli eder ve Allah bu dünyada bile sizi rezil eder. İçi boşalmış, samimiyetini yitirmiş riyakâr ruhlarınızla ilahi huzura nasıl çıkacaksınız? Asıl bunu düşünün.
Siyasete gelince… Kendi cukkasını doldurmaktan başka gayesi olmayan, vatandaşın derdiyle, hatta kendi yönetimindeki insanların derdiyle bile hemhal olmayan, geçiştirici bahanelerin arkasına sığınarak kendi menfaatlerini ve yandaşlarının mal, bütçe ve sıfırlarını artıran yöneticilerden ve temsilcilerden bu şehir usandı. Biz bu güzel şehre yazık edenlerden, vizyonsuzluktan ve koltuk sevdasından muzdaribiz.
Şairin dediği gibi; ayağa kalkması, silkelenmesi ve dimdik durması gereken bir Sakarya var karşımızda. Sakarya; potansiyeliyle, doğasıyla, insanıyla çok özel bir kozmik şehirdir. Lâkin nefsaniyetin, hırsın ve çıkar ilişkilerinin kurbanı edilmektedir.
Elbette insanın olduğu her yerde sorun olur; kaos, çatışma hayatın olağan akışındadır. Ancak Sakarya kadar şaibelerin, dedikoduların ve kirlenmiş ilişkilerin merkezinde anılan illerin başında gelmektedir. Bir Ankara ziyaretimde bürokrat büyüğümüzle yapmış olduğumuz sohbette, her şehirde sıkıntı olduğunu fakat Sakarya’nın çok daha fazla sıkıntılı olduğunu dile getirmesi Sakarya’daki vahim sıkıntıları açıkça gözler önüne sermektedir.
Bürokratlar siyasilerin peşine takılıp devlet adamlığı ağırlığı ile ciddiyetini taşımayan, günlerini sadece açılıştan açılışa koşan ve kameralara gülümsemekten başka icraatı olmayan yöneticilerle geçiren bir medya profili var karşımızda. Elbette açılışlara da gidilecek, cemiyetlere de iştirak edilecek; fakat işiniz gücünüz sadece sosyal medya PR’ından ibaretse, bu şehir neye tutunacak? Şükürler olsun ki birkaç idealist insan ve birkaç dürüst proje var da onlara tutunup nefes alabiliyoruz.
Konu sizlere geldiğinde hoşunuza gitmiyor, kafanızı deve kuşu gibi kuma gömerek gerçekleri örtbas ediyorsunuz. Sonra hukuki ve idari sürece gelindiğinde ise panikle geçiştirici çözümler bulmaya çalışıyorsunuz. Kurumlar itibarsızlaşıyor, binlerce insan haksızlığa uğruyor. Kafayı kuma gömmek yerine, gerçekleri gün yüzüne çıkartıp sorunu kökten çözmek asıl olandır. Günlerce yazsak bitmez; emeğiyle, hakkıyla, ehliyetiyle iş bekleyen dürüst insanlar öteleniyor ve hakları yenilirken, kurumlara ehliyetsiz kalabalıkların doldurulması bu şehre ihanettir.
Sakarya bu ülkenin millî bir kalesidir. Bu kalenin içini şuursuzlukla, ahlaksızlık açıklarıyla, çürümüşlükle kemirmeye kimsenin hakkı yoktur. Bu şehir sahipsiz değildir; halk her şeyi görüyor, not ediyor ve hafızasına kazıyor. At izi it izine karışmış durumda. Devlet kurumlarında kamu hakkının korunması, devlet vakarının yaşatılması hayati bir esastır. Halk, ünsiyet kuracağı, dert yanacağı, hemhal olacak kişilerden samimiyet, olgunluk ve omurgalı bir duruş bekliyor.
Bugün Diyanet başta olmak üzere pek çok kritik devlet kurumunda insan haklarını, adaleti zedeleyen en büyük meselelerden biri de sahte diplomalar, haksız yere elde edilmiş kadrolar ve ehliyetsizliğin getirdiği tahribattır. Yıllarca alnının teriyle okumuş, gece gündüz sınav bekleyen on binlerce gencin hakkına girenler; sahte belgelerle, iltimasla o koltukları işgal edenler bu ülkenin geleceğini çalmaktadır. Şimdi soruyoruz; bunların FETÖ'cülerden ne farkı var?
Yasal düzenlemelerle tüm kamu çalışanlarının diplomalarının, sertifikalarının ve niteliklerinin periyodik olarak güncellenmesi, çapraz denetimlerden geçirilmesi şarttır. Deşifre olanların yanı sıra, hâlâ ortaya dökülmemiş nice sahtekârlıkların olduğunu biliyoruz.
"Dindar" maskesini takınıp insanlara en fazla haksızlık edenleri, kaosa sebep olanları birebir yaşadık, müşahede ettik. Dile getirdiğimizde kurum içinde nasıl üstünün örtüldüğünü de çok iyi biliyoruz. Lâkin er ya da geç gerçeklerin gün yüzüne çıkmak gibi bir huyu vardır; herkesin sırası teker teker gelecek, maskeler düşecektir. Sakarya’da siyasetten edebiyata, spordan sağlığa, diyanete kadar birçok kurum ve kuruluşta bu çorba çok su kaldıracaktır. Zamanla bu şehrin toprakları altındaki nice skandalların, nice adaletsizliklerin gün yüzüne çıktığına şahit olacağız.
Maalesef bunu en çok yapanlar, dini, cemaati ve muhafazakârlığı birer kalkan olarak kullananlardır. Siz bu haksızlığı, bu adaletsizliği yaptığınızda sadece kul hakkına girmiyorsunuz; toplumsal dokunun ruhuna kurşun sıkarak bu şehre sosyolojik bir darbe vuruyorsunuz. Toplumun nezdinde dini ve manevi değerleri itibarsızlaştırmaya kimsenin hakkı yoktur.
Bu şehre maddi manevi emek vermiş insanlara, bu şehir için canını vermiş şehitlere ve gazilere, bu şehre güvenen, inanan, itibar eden insanlara bu haksızlığı ve bu hayal kırıklığını yaşatmaya hiç kimsenin hakkı yok.
Beyler, bayanlar! Gerek şahsım gerekse devletimize, milletimize, ülkemize ve şehrimize taraf olan insanlar olarak, bu ağır vebali vicdanımızda taşımamak için kalemimizi oynatıyor, gerekli uyarıları yazılı ve sözlü olarak ilgili mercilere iletiyoruz. Bizim vicdanımız rahat, çünkü elimizden gelen hakikati haykırmaktır. Amacımız asla eleştirmek için eleştirmek değil; yanlışların üzerine gidilerek bu cennet şehrin havasıyla, doğasıyla, coğrafyasıyla yeniden yaşanabilir kılınmasına katkı sunmaktır.
Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi, hataları kurumlara açıkça söyleyeceğiz ki hakikat kirlenmesin. Biz devletimize ve milletimize taraf olarak konuşuyoruz; kimsenin nefsine göre kalem oynatmıyoruz. Bazılarınca sevilmememizin ve dışlanmamızın tek nedeni; kalemimize itaatsizlik zırhını giydirmemiş, hakikati eğip bükmeden doğrudan yazmış olmamızdır.
Bir toplumda adalet sükût ettiğinde vicdanlar gürültüyle ayağa kalkar; ancak adalet tamamen sustuğunda ise vicdanların çığlığı bu şehri ayağa kaldırır. Biz bu şehrin suskun kalmayan vicdanı olmaya devam edeceğiz. Biz şehirde yaşayanlar olarak yapılan güzel işleri, projeleri ve artı değerleri takdir etmek, konuşmak ve yazmak istiyoruz. Konu insandır, hizmettir. Bu konuları parselleştirmek taraf olmak değildir; doğruya, hakikate hizmet etmek esastır. Çünkü hizmet, halka hizmet ve Hakka hizmettir. Biz de kalemimizle bu hizmetimizi yapmaya devam edeceğiz. Sakarya halkı, bu riyakâr düzene karşı en güzel cevabı yine kendi asil duruşuyla, vicdanıyla ve hakikat arayışıyla verecektir. Çünkü bu şehir; kirlenenleri değil, bu toprağın organik yapısına ve köklü aidiyetine bağlı olarak temiz kalanları, ehliyeti savunanları ve onuruyla direnenleri unutmaz.
"İnsanı yaşat ki devlet yaşasın"
Selâmlar....