Sakarya Üniversitesi (SAÜ), İstanbul ve Kocaeli gibi devasa sanayi merkezlerinin tam ortasında parlayan bir yıldız olma iddiasını taşıyan, şehrimizin en stratejik değeri. Bugün artık "mavi onay" almış, bölgesel başarısını Türkiye geneline taşıyarak vizyoner bir eğitim kurumu olma yolunda ilerleyen üniversitemizin; dijital mecralardaki ışıltılı kimliği ile karşılaştığımız "beton yorgunluğu" arasındaki uçurum, her geçen gün daha derin bir hayal kırıklığına dönüşüyor. Mezun bir öğrencimizin kampüsün fiziki durumuna dair çektiği o çarpıcı videoyu izlediğimizde, hepimiz aynı heyecanla irkildik. Görüntülerdeki ihmal, kurumun fiziki durumuna dair vicdani bir muhasebenin başlangıcı oldu. Üniversitemizde çok kıymetli yöneticiler ve akademisyenler var; Allah hizmetlerini ve liyakatlerini dâim kılsın.
Amacımız kimseyi hedef almak değil, aksine şehrimize ve kurumumuza artı değer katmaktır.
Üniversite sadece akademik bir kurum değil, gençlerimizin geleceğini inşa eden bir kuluçka merkezidir. Şeyh Edebali’nin o kadim düsturu olan "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" ilkesi, bugün kampüsümüz için de geçerlidir; öğrencilerimizin temel ihtiyaçlarını, huzurunu ve yaşam kalitesini merkeze almayan bir kurumun vizyonu eksik kalacaktır. Japon eğitim sistemindeki toplumsal sorumluluk bilinci, öğrencinin yaşam alanının kalitesini artıracak projelerin bizzat öznesi olmasını gerektirir. "Öğrenciye sunulan çevre, onun karakterinin aynasıdır" gerçeğini unutmamalıyız. Aslan yattığı yerden bellidir; biz onlara dökülen, bakımsız ve küflü duvarlar sunduğumuz sürece, ülkemizi emanet edeceğimiz gençlerden nasıl bir vizyon bekleyebiliriz?
Buradaki sorun sadece bir badana boya işi veya kulelerin görkemi değildir; mesele doğrudan insan onurudur. O dökülen binaların altında, öğrencilerin ibadetlerini gerçekleştirdiği rutubetli ve kötü kokulu mescitlerin, tuvaletlerin ve diğer ortak yaşam alanlarının çok daha hijyenik, sağlıklı ve modern bir yapıya kavuşturulması, Sakarya Üniversitesi’nin vizyonuna yakışan bir gerekliliktir. Ayrıca sosyal, kültürel etkinliklere ev sahipliği yapacak daha büyük, geniş kapsamlı amfi alanları, tiyatro ve toplantı salonları niçin olmasın? Bu bir lüks değil, ihtiyaçtır, elzemdir.
Kampüs çevresindeki fahiş kira artışları ve asayiş sorunları, öğrencilerimizin huzurunu bozan temel meselelerdir. Bu sorunları çözmek için dışarıdan danışmanlık şirketlerine veya sadece ihale odaklı firmalara güvenmek yerine; neden üniversitemizin içindeki cevheri değerlendirmiyoruz? Mühendislik ve Mimarlık fakültelerimizdeki öğrencilerle kampüsü dönüştürecek, Gıda Mühendisliği öğrencilerimizin yöresel gıdalarımızı işleyip sunduğu bir işletme kuracak projeler üretmek çok daha anlamlıdır. Kampüsün havasını, eksiğini ve artısını en iyi bilen öğrencilerle yapılacak anket ve raporlama çalışmaları, yerel yönetimlere sunulacak en kıymetli yol haritasıdır. Öğrencilere bütçe ayırarak kendi kampüslerini tasarlamalarını sağlamak, sadece bir fiziksel dönüşüm değil, onlarla kurulan organik bir bağdır. Bu, bir ihale değil; tam bir irade ve vizyon meselesidir.
16 ilçeden gelen öğrencilerimiz için ulaşım; bugüne kadar maddi, manevi ve zaman açısından büyük bir çileydi. Bu çileyi ilkel taşımacılık yöntemleri ile geçiştirmek yerine, öğrencilerimizin konforunu ve zamanını önceleyen modern ulaşım çözümleri, Sakarya’nın vizyonuna yakışan asıl yatırımdır. Nihayetinde açıklanan ulaşım müjdelerinin ve kampüs içerisindeki "Büyükşehir Lokantası" gibi somut hizmetlerin omuzlardaki yükü hafiflettiğini görmek kıymetlidir. Emeği geçenlerden sağ olsun. Dileriz bu hizmetler artarak devam eder; zira gençlerimizin huzuru, şehrimizin huzurudur.
Gençlerimizi dinlediğimizde karşılaştığımız parlak fikirler, geleceğe dair en büyük umudumuzdur. Ancak siyasetin kampüste sadece etkinliklerde boy göstermek veya kermes düzenlemekten ibaret kalması, öğrencilerin vicdanında kırılmaya sebep oluyor. Siyaset, gençlerin geleceği üzerine kurulan vaatlerin takipçisi olmak ve bu fikirleri hayata geçirmektir.
Üniversitemiz; bilimsel çalışmalarıyla anılması gerekirken avam diyaloglar ve kısır çekişmelerle gündeme gelmesi hepimizi yaralıyor. Hazıra konduğunuz, büyük emeklerle inşa edilen bu köklü kurumda; kuruluşu gerçekleştiren rahmetli olmuş veya yaşayan öncülere ve bu şehrin insanlarının emeğine karşı gösterilen duyarsızlık, büyük bir vefasızlıktır. Emeği paylaşmadan, hazır bir makama oturup o mirasa sahip çıkmamak, şehrin tarihine yapılmış bir haksızlıktır. Vefa, sadece geçmişi anmak değil, o mirası layıkıyla koruyup yükseltmektir.
Sakarya, yurt dışından gelen misafir öğrenciler için de bir "Türkiye vizyonu" merkezidir. Konfüçyüs’ün dediği gibi: "Bir yıl sonrasını düşünüyorsan tohum ek, on yıl sonrasını düşünüyorsan fidan dik, yüz yıl sonrasını düşünüyorsan insan yetiştir." Biz bugün üniversitemizi ihmal ederek, aslında yüz yılımızı tehlikeye atıyoruz. Yarının dünyasını omuzlayacak gençlere, dökülen ve küflenen binalar değil, vizyonu diri ve yaşam alanları modern bir kampüs bırakmak hepimizin ortak sorumluluğudur.
Filiz TOKLU