Hani tatsız, nahoş ve bizi zor durumda bırakan bir durum karşısında teessür içinde bulunsak da yine de vakarımızı korumaktan bahsederiz ya...

Gerek toplumsal yaşantımızda gerekse de devletler arası ilişkilerde vakur davranış sergileyebilmenin giderek güçleştiği günümüzde, sürdürülen zorunlu beşeri ilişkiler tıkanmaya ve yerini huzursuz bir sosyal atmosfere bırakmaya doğru sürüklemektedir.

Bu hafta, bir ahlâk ilkesi olarak vakarı korumanın, sorunlar karşısındaki vakur davranışın önemi ve değerini irdelemek istiyorum.

Konuya İslâm ahlâkı perspektifinden baktığımızda vakar olarak kavramlaştırdığımız davranış biçimi, bir müslüman kişinin erdemi olarak kaynağı ayet ve hadislerde yer bulan olgun ve kâmil bir tavır, tutum ve duruş ölçüsüdür.

Dolayısıyla iman ve vakar arasında doğrudan güçlü bir bağ ve ilişki vardır.
Bu sebeple, sahip olduğumuz ve taşıdığımız vakarın bizdeki imanın da kuvveti kadar olacağı aşikârdır. Tam olarak kâmil insanın tanımıdır.

Ağırbaşlılık, haysiyet, itibar ve saygınlık gibi şahsiyeti oluşturan bu niteliklere sahip olmak bir müslümanın başlıca en önemli hasletleri olsa gerektir.

Kendimize yönelmiş saygısız ve küstah bir fiil karşısında sakin bir davranış sergileyerek yerine göre susmak, verilecek doğru bir karşılık olarak bazen konuşmaktan daha etkili bir sonuç üretir.

Bu tutumu, sosyal olaylar ve devletler arası ilişki biçimlerine uyarladığımızda ise, yaşanan kriz ortamları ve gelişmeleri karşısında provoke olmayarak akl-ı selîm ile hareket etmek ve öncelikle diplomatik kanalları açık tutmak olarak pekalâ adlandırabiliriz.

Doğruyu yanlıştan ayırtetme yetisi olarak olgulara akl-ı selîm ile yaklaşmak, sağduyu sahibi olmayı; bu ise, ancak vakur bir duruş ile olanaklıdır.

Tam da burada, 18. yüzyılın en önemli düşün adamlarından olan Immanuel Kant, kendi ahlâk öğretisini sistemleştirirken, şu iki temel ilkeden birini davranışlarımıza yön vermek için dayanak yapacak olduğumuzu belirttiği görüşlerine yer vermek isterim.
Bunlardan biri koşullu (hipotetik) buyruk, diğeri ise koşulsuz (kategorik) buyruk...

Toplum inşası ancak vakar kavramıyla mümkündür.
Eğitim modülü içerisine mutlaka dâhil edilmesi gereken bir temel kavram olarak yer almalıdır..

Koşullu buyruk, davranışlarımızı hangi sonucun istenmiş olduğuna göre belirliyorken, koşulsuz buyruk ile davranışlarımızda ortaya çıkacak olan sonuçtan ziyade -sonuç ne olursa olsun-, o davranışın ahlâk ilkesine uygunluğu temel belirleyici ilkedir.

Beşeri ilişkilerdeki davranış ve tutumlarımızı ortaya koyarken çoğu defa bu iki ilkeden biri ile hareket ederiz.

Erdemli ve saygın bir kişi olabilmenin anahtarı, çetin sorunlar karşısında bile vakarımızı koruyabilme becerisinde - mertebesinde yatmaktadır.

Ölçü, denge ve sağduyu eşiği, bu duruşumuzun tayin edici noktasıdır.

Birbirimize karşı daha hoşgörülü ve nazik ölçüler içinde kalarak bozulmakta olan bireysel ve toplumsal huzurumuzu yeniden tesis edebiliriz.

Bunun da herkes için ön koşulu, vakar sahibi olmaktır.

İyi bayramlar dileklerimle...