Dehlenmiş dünya, yoruyor insanı. Bir sağdan bir soldan kim vuruyor da bu kadar hızlı dönüyor, anlamadım gitti! Koş babam koş.Ardından kovalayan birileri yoksa bile akreple yelkovanın peşinden hiç ayrılmaması yetiyor cana güne.Bu da yetmezmiş gibi birileri hep yorgunu yokuşa sürüyor.Yorgunu yokuşa sürmek deyince birden gözümde, uçsuz bucaksız çölde susuz kalmış olana, yanı başındaki çeşmeyi göstermeyenler topluluğu canlanıyor.
Dörtnala giden rahvan ruhunu tırısta götürmek isteyen insan, burnundan solumayacağı, yelelerindeki ter damlalarını kurutacağı esenlikli ve emin bir durak arıyor illaki.
Nefes almak için durmak gerek. İnsan önce ruhunu sığdırabileceği bir yer edinmeye çalışırken bütün -izmler, -lojiler süfli geliyor. İnsan yaşadığını anlamak için önce nefes almak istiyor, diğerleri sonraki iş. Ola ki öncelik sırasını değiştirmeye kalksa işler arapsaçına dönüyor. Sonra çık işin içinden çıkabilirsen. Hoş, buna da bir yol bulunmuş eskiden. “Huzur Dersleri” varmış mesela son zamanlara kadar Osmanlıda. Huzur “olmazsa olmaz” denilerek bu dersler müfredatın en başını çekermiş. Her şeyden önce ruhu terbiye esasmış. İtikafa girmek, inzivaya çekilmek, çile doldurmak hep ruhu dinlendirmek için düşünülmüş.
Günümüzde de bunu "Orman Banyosu" diye isimlendirmişler. İnsan denen canlının dinginleşmesi gerektiğini fark edip çareyi doğada bulmuş, reçete yazmışlar. İhtiyaç duyulan malzemeler listesinde bir adet insan, bir adet yeşillikten bol orman, bir adet de sakinleşmeye ihtiyaç duyulan insan ruhu var.
Sakince bir yer bulduğun ormanda önce gözlerini kapatıp, hiçbir şey konuşmadan bütün teknolojik aletleri sessize alıp sadece etrafındaki kuşların börtü böceğin seslerini dinleyeceksin.
Tarif bu kadar basit.
Ya sonra? Sonrası işte ağzına kadar huzurla, sakinlikle doldurduğun ruhunu tekrar şehir hayatına dönene kadar muhafaza edeceksin. Ettin ettin. Artık bu benzin seni nereye kadar götürürse...
Bu, biraz da ormandan ne kadar uzakta yaşadığına ya da bir diğer deyişle ormanın sahibinden ne kadar uzaklaştığına bağlı olsa gerek.
Uzman, dünyanın keşmekeşinden ne zaman yorulursan "gel" diyor size. Mevlana'nın davetini düşündürüyor bu teklif bana. Bir "orman banyosu" yaptıralım, baştan aşağı arının, diyerek pirüpak olmanın garantisini veriyorlar. Bu da murakabe ve tefekkür olurdu, sonunu getirip bağladığı bir adres olsaydı, diye geçiriyorum içimden.
Hintliler buna yoga, meditasyon, pilates, ayurveda; Japonlar shinrin yoku, diyor. İsimler değişince, afili kavramlar konunca ruhun ihtiyacı değişiyor mu? Yooo. Çünkü insan nerede yaşarsa yaşasın mayası gereği durmaya, temizlenmeye, dünyanın hayhuyundan bir an olsun uzak kalmaya ihtiyaç duyuyor.
Bu topraklarda da arınmaya “ Ramazan” deniyor. Bazıları da rotasız ve molasız da yola devamda ısrar ediyor. Bazılarımızsa yorgunu yokuşa sürmeye bayılıyor, zorlaştırmanın hâlâ bir işe yaradığına yemin gibi inanıyor. "Sakız orucu bozar mı?"dan daha anlamlı sorusu olan ve bu ayı kıymetli bilip bazı değerlere tutunmaya çalışan bir öğrencime biri aklınca bir yol gösterebiliyor mesela.Herkesin yolcu olduğu şu handa etraf tariften geçilmiyor. Arife ise tarif gerekmiyor.