Annelik ünvanımı bazen askıya asmam gerekiyor. Mutfakta aşçı, dışarıda savaşçı, ödev kontrol ederken öğretmen, dergilere  ya da gazeteye yazı yetişecekse masa başında yazar... oluyorum.

Bunların hepsini söylemek çok kolay ama ben bazen tashih yapıp musahhih de oluyorum. Fakat bu hem diğerleri kadar kolay söylenmiyor hem de anında anlaşılmıyor. Ne yapıyorsun bugün, denilse gönül rahatlığıyla anlaşıldığımı düşünerek "tashih" diyemiyorum. İllaki kelimeyi bir kere daha tekrara hatta izaha gerek oluyor. Yazılışı bilinse söylenişinde sıkıntı yaşanan şeydir tashihçilik. Ağızdan çıkması  zor, sorumluluğu zor, anlaşılması zor. Zor oğlu zordur. Revizyon, redaksiyon demek benim içimden gelmiyor; akla sadece yazım yanlışlarını düzeltmek geldiği için "düzeltme" demek de içime sinmiyor.  Kelimenin kökü  sıhhat olduğundan esasında yaptığım iş, mevcut metni sağlıklı hâle getirmektir; bu, bir metnin, kitabın vs. baskıya gidene kadar yaklaşık sekiz dokuz kez yapılan düzeltme incelemesidir diyerek açık açık anlatmak ukalalık sayılabilir diye bunu da yapamıyorum. Hâlbuki ciddi iştir.

Sağlam göz gerektirir. Kaç göz, ayrı ayrı okur. Sonra tekrar bir başkası okur. Yazar kendi yazdığına  kör olur diye bir inanış olduğundan, yazarın bu kısımda esamisi okunmaz. Tek okunur, çapraz okunur. Yazı mıdır okunan, halı mıdır dokunan bunu ancak işin ehli bilir.

Hasılıkelam  bu hafta sonu eşimle bir tashih işimiz vardı yetiştirmemiz gereken. Yaptık, teslim ettik. Mesele bende bundan sonra başladı. Her seferinde yaşadığım  duygu yine beni esir aldı. Yazılarda bütün yanlışları göreyim, aman gözümden kaçmasın hepsini düzelteyim, yanlışı  bulup yerine doğrusunu  koyayım derken her şeyde kusur arayan birine dönüşmek an meselesi. Mesleğin bir cilvesi herhâlde, bu kaçınılmaz bir şey. Bir süre  böyle  olur. Tashih yapa yapa insan doğru düzgün gazete dahi okuyamaz hâle gelebilir. Tabelalara bile müdahale edesi gelir insanın. En fenası da karşıdakinin hatalarını  sürekli takip edip daima bir düzeltme peşindedir. Kişi bunu özellikle yapmaz ama karşı tarafa gına gelebilir. Ama bende bunlar değil de başka şeyler oluyor. Süreç biraz farklı işliyor. 

Yanlış yazılmış kelimeler, anlatım bozukluğu olan cümleler değil de insanlarda kusur arayanlar takılıyor radarıma. Birinin eksiğini gediğini bulmak için dünyaya gelmiş olan insanlar çarpıyor gözüme. Onca insan içinden onları bulup seçiyor gözüm. “Bir hata nasıl bulunurun” başından taze kalkmış biri olarak “nasıl dikkatli davranılır” bildiğimden görmezden gelemiyorum. Belki de algıda seçicilik bu hâl, bilemiyorum. 

Dedektif olup bir zanlının suçunu arayıp ortaya çıkarmayı âdet hâline getirmiş birileri bir de o an yakınlarınızda dolaşıyorsa iş daha da çekilmez bir  hâl alıyor. Görmesem ya keşke! Eline ne geçer ki bir insanın ayıbını ifşa etmek değil mi ama? Üstelik düzeltmek, nasihat etmek ya da iyiliğini düşünmek için de yapmıyor bunu. Onunki sadece bulmak ve ortaya savurmak. Sonra da geçip bir kenarda içten içe kıs kıs gülmek. Ne ayıp!

Keşke hasta yazıları sağlığına kavuşturmak gibi, hasta zihinleri de iyileştirebilme mesleği olsa vallahi seve seve yapardım. Bunun adını da yazım yanlışı bulma yerine ZAT  (Zihin Anlayışı Temizleme) koyardım.