Gizli zam başlıklı bir yazıya çarptı gözüm geçen gün. Yeni bir şey değil aslında, herkesin malumu. Ne anlama geldiğini, neyden bahsedeceğini üç aşağı beş yukarı tahmin etmeme rağmen yine de okudum. Fiyatlara yapılmak istenilen artış yerine başka bir yol bulma çabası bu, belli. Üründe gramaj hilesi yaparak veya ürünün kalitesini düşürerek daha fazla kâr elde etme girişimi de denilebilir buna. Aslında bunun müşterisine göz göre göre "Senin gözün kör, görmüyorsun, sen aptalsın ve ben senin aptallığını kullanarak seni kandırmanın başka bir yolunu buldum! "demenin kibarcası olduğunu da bilmeme rağmen okumaya devam ettim.
Enflasyonla mücadele eden toplumlarda, çoğu zaman başvurulmuş bir yöntem bu, şaşırmadım. Sonunun nereye çıkacağını tahmin ettiğim yazıları, bana bir kapı açacağını hissettiğim için okurum hep. Yine öyle yaptım, okumaya devam ettim. Baktım kapı aralandıkça aralanıyor içimde, ilham usul usul yanıma yaklaşıyor, üşenmedim, bilgi kusan alt satırı da okudum.
Yapılan araştırmaların, tüketicinin bir ürünün fiyatına olan duyarlılığı, ürünün boyutuna olan duyarlılığının neredeyse dört katına denk olduğunu ortaya koymuş olduğunu da okudum. İşte burada biraz daha netleşti mesele. Şöyle bir yokladım kendimi, meseleyi hiç de enflasyon, ekonomik krizler, asgari ücretlerdeki komik artışlardan bahsetmeye getirmek istemiyorum. Onu zaten maalesef yaşıyor, biliyor ve her gün duyuyorum. Ruhum başka bir şeyin sitem sancısını çekiyor, onu doğurmak için uğraşıyor ve gittikçe ona doğru yaklaştığımı hissediyorum.
Yazı, türlü satış ve pazarlama tekniklerine, hilelerine dair bilgi bombardımanıyla devam ediyor. Belli ki gazeteci var gücüyle bunları ortaya dökmenin binbir yolunu bulmuş. Bense "gizli zam" başlığını okuduğumdan beri bambaşka yerlerde geziniyorum. Bir şeyle benzerlik gibi, eski bir tanıdıkla karşılaşmış gibi hissediyorum kendimi. Bilgilerin beni götürmek istediği yere doğru ilerlerken bir yandan da sorular sormaya başlıyor zihnim. Niye açık açık zam yaptım denilmez? Bu hâl daha ne menem hilelere başvurmaya kadar gidebilir ki? Neden kandırmak daha cazip gelir? El cevap çünkü kimse muhatabının gözünde kötü bir algı oluşturmak, imajına gölge düşürmek istemez. Hep popüler, hep talep edilen olmak, hep zirvede olmayı korumak isteği bu.
Muhatabını değil kendini çok sevmenin ve ayakta kalmayı çok istemenin bir yoludur kandırmak ya da hatayı gizlemek.
Aralanan kapı ardına kadar açıldı artık. Beni durdurabilene aşk olsun çünkü bu gizliliği neye benzettiğimi buldum.
İnsanın dışarı bir türlü çıkaramadan içinde yaşayıp durduğu hayat da kişiye gam, kasavet olur. Göz göre göre "Ben size anlatmıyorum ama bu sadece muhabbetimiz aynı seyrinde devam etsin" deyip gerçek yüzünü gizleyerek yaşamakla aynı değil de ne!
İnsan, gariptir karşındakinin aklıyla alay etmesi yetmiyormuş gibi kendini de kârda sanır. Kendisi için çizilen yollardan geçmek istemese de yolunu uzatan tali yollar kıvrıldıkça bunalır. Hep iyi bir insan değil iyi bir oyuncu olmak için uğraşır. İşte, evde, okulda... hep "evet" demek isterken "hayır "demek durumunda kalır. Hayır diyeceği yerde evetler etrafını kuşatır. Bir süre sonra yaptığı yanlış hamlelere kendi de inanır. Küçümserken yüceltmiş gibi görünmesi meşhurdur, koşarak gitmek isterken yürür, kalmak isterken uzaklaşır, saçmalamak isterken olgun gibi konuşur, sevse de sevmiyormuş gibi davranır, kandırıldığında kanmamış gibi yapmak artık alışkanlığı olmuştur.
Alt alta toplayınca mış gibi yaptığı her şey içini yer bitirir. Herkes rakamları, kandırmacaları, gizli zamları konuşadursun; insanın bu yaşadığına "gizli gam" denmez de ne denir?