Rönasans deyince çoğumuzun aklına Avrupa hatta İtalya gelir. Oysa Avrupa’nın ortaçağ karanlığında cadı kazanları kaynattığı 14 ve 14. yüzyılda Horasan’da taht kavgalarının son bulması ile birlikte Türk rönesansı gerçekleşmiştir.

Girdiği hiçbir savaşı kaybetmeyen Timur Han’ın himayesine aldığı ülkelerdeki alim ve sanatçıları kendi başkenti Semerkant’a getirmesinin bu uyanışta etkili olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Bu dönemde Semerkant başta olmak üzere Horasan’ın kadim şehirlerinde çağın ilerisinde eğitim veren medreseler kurulmuştur.

Türkçe’yi Arapça ve Farsça ile kıyaslayıp üstünlüklerini ispatlayan Ali Şir Nevayi, Semerkant’taki bu medreselerde eğitim görmüştür.

Horasan’da gerçekleşen Türk Rönesansının (Türk Uyanışının) en büyük mimarlarından biri olan Nevayi sadece bir şair değildir. O, mutasavvıf, alim ressam ve içinde bulunduğu medeniyeti daha da ileri götürmeyi amaçlayan; bir yanı ile büyük devlet adamı diğer yanı ile sade bir insandır. Eserlerinde bilimsel netlik hâkimdir.

Farklı kültürlerin tanışıp kaynaştığı “ipek yolunun” merkezi Horasan’da yaşayan Nevayi, 1441 yılının kış ortasında günümüzde Afganistan sınırları içinde yer alan ve Türkistan medeniyetinin vahalarından biri olan Herat şehrinde dünyaya gelmiştir. Ali Şir Nevayi devrindeki Herat’ta edebiyat, sanat, mimarlık çok gelişmiştir.

Gençliğinde eğitim için Semerkant’a gelen Nevayi, Mirza Uluğbey’den etkilenmiştir.

Mirza Uluğbey’in hükümdarlık yaptığı yıllarda Maveraünnehir ve Horasan’da astronomi, matematik ve astroloji çok gelişmişti. Bu durum edebiyata ve şiire de yansımıştır.

Horasan’daki Türk uyanışının gerçekleştiği döneme göz attığınızda gelişimin savaşlarla değil, bilim ve sanatla gerçekleştiği görülür. Tarihi ipek yolu güzergahında olmaları, alim ve sanatçılara önem verilmesi Semerkant’ın ekonomik olarak gelişmesinin de yolunu açmıştı. Horasan’da; Çin ile Akdeniz arasında olmayı avantaja dönüştürmeyi başaran Türkler bu dönemde; medeniyetlerini daha da ileri götürecek üretimler yapmayı başarmışlardır. Devleti yönetenlerin sanatçı ve alimlere değer vermesi yeni buluşlara ve gelişime imkan tanıyordu. Bu gelişime o dönemdeki Semerkant’taki kağıt üretimi örnek verilebilir.

Dünya’nın yuvarlak olduğu tezini ileri sürdüğü zaman kiliseden aforoz edilen Galille’den yaklaşık 150 yıl önce yaşayan ve bir rasathane yaptırıp yıldızları inceleyen Uluğ Bey’in kurduğu medrese Ali Şir Nevayi’nin olgunlaşma sürecini tamamladığı kurumlardan biridir.

Ali Şir Nevayi eserlerinde farklı motiflere geniş yer veren, yaşadığı dönemin medeni zenginliği içinde Türkçenin edebî değerini fark eder çok yönlü bir sanatçıdır. Farsça’nın hakim dil olduğu bir dönemde Nevayi Türkçe eserler vücuda getirmiş ve Türkçenin Farsça’yla boy ölçüştürecek bir dil olduğunu ispat etmeye çalışmış ve bunu da başarmış bir yazarımızdır.

Edebi eserlerinin yanında bilimsel değeri olan eserler de veren Nevayi, tezkiresinde 170 kadar Türk ve edibinin hayatını anlatarak, Türk edebiyatının ve biliminin köklerini belgeleyerek günümüze taşır.

Farsların Türkçeyi anlayamadıklarını ama Türklerin Farsça’yı da anlayabildiklerini, Türkçenin ifade gücünün çok daha iyi olduğunu ispat etmeye çalışan Nevayi; kendi kültürünü korumada gösterdiği cesareti eserlerinde yansıtmıştır. “Ferhat ile Şirin”, “Leyla ile Mecnun” gibi motifler onun eserlerinde ruh bürünmüş olarak karşımıza çıkar.

Nevayi’nin eserlerinde kullandığı kelime sayısı Türkçe’nin anlatım zenginliğini göstermektedir. Örneğin: Rus edebiyatının klasiği Puşkin eserlerinde 21.000, Azerbaycan şairi Nesîmî’de 3.300, Kazak klasik şairi Abay’da 6.000, Tatar halkının klasiği Abdullah Tokay’In eserlerinde 14.000 civarı farklı kelime kullanılmışken Nevâyî’nin eserlerindeki kelimelerin toplamı 23.000’den fazladır.

Şiirleri, gazelleri; hayatı güzelleştirmeyi hayal eden fikirleri ile Ali Şir Nevayi, sadece 15. asrın değil;yeni çağların şair ve yazarlarını da etkilemiştir.

Nevayi’nin bu kadar etkili olmasında kendisi de bir şair olan çocukluk arkadaşı ve süt kardeşi Hüseyin Baykara’nın rolü büyüktür. 1469 senesinde Sultan Hüseyin Baykara, Horasan tahtına çıkınca Nevayi, Herat’a gelir. Hüseyn-i Baykara kişiliği, aklı ve duygusuna değer verdiği süt kardeşi Ali Şir Nevayi’yi her zaman destekleyecek hassas konularda onun ilmine ve sezgisine başvuracaktır.

İnsana değer vermeyi eserlerinde yansıtan Nevayi; insanı düşünmeye ve “kâmil insan” olmaya davet eder. Bir gazelinde “Kâbe tüm âlemin kıblesi olmasına rağmen gönül Kâbesi kadar değeri yoktur. Çünkü Kâbe insanların secde ettiği yerdir, ama gönül Allah’ın nazar ettiği yerdir.” diyerek insan gönlüne Allah’ın verdiği değeri anlatmaya çalışmıştır.

Sanata ve ilme değer veren Hüseyn-i Baykara ile çok yönlü bir sanatçı olan Ali Şir Nevayi el ele verince Türk rönesansı Semerkant’tan sonra Herat’ta da gerçekleşir. Bir taraftan edebi eseleri ile dünyayya ışık saçan Nevayi bu dönemde 370 mimari eseri Herat’a kazandırır.

Divan, mesnevi, tarih, tasavvuf ve hâl tercümesi gibi alanlarda çok sayıda eser veren Ali Şir Nevayi ; dönemin istikbal vaad eden şair, ressam, yazar ve minyatür sanatkârlarına da hamilik yapmıştı. Minyatür sanatının üstatlarından Kemaleddin Behzad, Nevayi’nin himaye ettiği sanatçılardan sadece biridir.

Türk kültürünü bütün Orta Asya’ya yayan Ahmet Yesevi’den sonra bayrağı tutan önde giden Ali Şir Nevayi’dir. Büyük bir mazisi olan Arap ve İran kültürü karşısında Türk kültürünün yok sayılmasına karşı mücadele eden Nevayi edebi alanda da Türk uyanışının öncüsü olmuştur .

Nevayi henüz hayatta olduğu dönemlerde bile bütün Türk dünyasında ün yapmıştı. Sultan Beyazıd’a 33 gazelini hediye olarak göndermiş ve sultanın emriyle Büyük Saray şairlerinden Ahmed Paşa Nevayi’nin bu 33 gazelinin hepsine nazireler yazmıştır.

Nevayi’nin eserleri Horasan ile Anadolu arasında bir gönül köprüsü kurulmasına vesile olmuştur. Nevayi’nin gönderdiği şiirler Ahmet Paşa’nın meclisinde okunup tartışılmakta; Ahmet Paşa’nın yazdığı şiirler de Molla Cami’nin ve Nevayi’nin meclislerinde okunmaktadır.

Peki ne oldu da Horasan’da gerçekleşen bu muhteşem uyanış sürdürülemedi.

Sorunun cevabı çok basit. Eski hastalığın nüksetmesi.

Neydi bu eski hastalık Bu sorunun cevabı da çok basit. Taht kavgaları.

İstanbul’un 1453 yılında fethi ile birlikte İstanbul’dan kaçan Bizanslı bilginlere kapılarımı açan Avrupa 100 yıl savaşlarına son verip yeni bir çağ başlatıp sanayi devrimine yol almaya başladığında Türk dünyası taht kavgaları ile tersi istikamete yönelmiştir.

Bilim ve sanatı rehber edinen Uluğ Bey’in oğlu Abdüllatif Mirza tarafından öldürülmesi Horsan’da karanlık çağların başlangıcı olmuştur.

Yaşanan sıkıntılara ve kaybedilen yüzyıllara rağmen bilim ve sanatın günümüzde Türk Dünyasını yeniden aydınlatmaya başlaması umut vericidir.

Özbekistan’da Nevayi’e özel bir saygı gösterildiğini ve eserlerine ayrı bir önem verildiğini belirtmekte fayda var. Nevayi adını taşıyan üniversiteler, tiyatrolar, enstütüler ışık saçıyor. Hatta Nevayi adını taşıyan yeni bir şehir bile kurulmuş.

İnsanlığa barış ve huzuru savaşların değil, bilim, sanat ve vicdanın birleşiminin getireceği düşüncesindeyiz. Yeter ki kimse kendinden olmayanı yok saymasın, yok etmeye çalışmasın.,

2