İnsan kelimesinin unutmaktan geldiğini öğrendiğimde hafızamla didişmeyi bırakmıştım.
-Merhaba ben Nisyan.
-Ben de İnsan, diye tokalaşıp anlaştığımızı sanmıştım.

Eşe dosta illallah dedirtecek cinsten unutkanlıklarıyla meşhur biri olmadım hiç. Ama insanız sonuçta, ufak tefek de olsa unuttuklarımın önüne geçebilmenin yollarını aradım hep. En basitinden çocukken öğretilen upuzun dualar, öğrencilik yıllarında harflerle rakamların karışık olduğu formüller, mesleğimle ilgili can sıkıcı teorik bilgiler, evlenince el kararıyla asla tutmayan mutfak tarifleri unutuluyormuş meğer. Çünkü unutabilmeye ayarlanmış ruhun dengesi. Bir zaman sonra da hatırlamadığıma üzülmek şöyle dursun, bazı şeyleri unuttum diye sevinesim geldi.

Bazen unutabilmek için de insanın neler neler vermeye razı olduğunda anladım unutmanın bir nimet olduğunu. Bazen sizin unutmak için savaş verdiğiniz şeyleri  birileri gözünüzün içine içine sokmaya uğraşır gibi hissediyorsunuz. En basitinden televizyon kanalları... Güya haber yaparak halka olay mahallinden bilgi aktarıyorlar. İşte! Şehrin depremden önceki  hali böyleydi, bakın şimdiyse böyle! diyerekbir başlıyorlar yayına. Her yerin toz duman, her şeyin yerle yeksan, binaların darmaduman olduğunu döne döne gösterince herkes bilgileniyor mu yoksa o dehşet anlarını ve çaresizliklerini hatırladıkça bıçak gibi bileniyorlar mı meçhul?

Hele geçen sefer, deprem bölgesinden yapılan canlı yayında kameraman mühim bir detayı atladı.Belki en fazla "acı"neredeyse ekranlara onu yansıtmak derdinde olduğundan, kadraja o küçük çocuğun girdiğinin bile farkında değildi.Yanına falan yaklaşmadı,yakın çekim de yapmadı.Çok gerilerde bir duvar dibine sinmiş mini minnacık bir karede öfkeli bir çocuk bakışına denk geldim. Hiçbir hâlini dramatize etmeden, tüm çıplaklığı ile depremin göbeğinde kalakalmış on on bir yaşlarında, akça pakça bir çocuk...   Muhabir, bu çakmak çakmak olmuş bakışlardan da bu öfkeli bakışların sahibinden de bihaberdi resmen. Adını demedi belki ama bana kalsa o enkazın arasında, çatık kaşlarıyla duran Muhammet Ali'ydi.

Ben onu gördüm.Hani daha 12 yaşında bisikleti çalınınca soluğu doğru polis karakolunda alan ve yetkililerin gereken çabayı göstermediğini görünce öfkesine hâkim olamadığı günden bu yana etrafına yumruk ata ata dünyanın en iyi boksörü unvanına sahip Muhammet AliClay var ya ondan bahsediyorum. Yaşadığı bu an mıh gibi çakılı kalmış aklına.

Orada öyle, sessizliğiyle avaz avaz bağıran o çocuk da bu yaşadıklarını hiç unutmayacak.Kaybı bir bisikletten çok daha fazla olunca belki de dünyayı yerinden oynatacak bambaşka biri olacak!

Unutmak kimi zaman iyidir ama bazen kimsen kalmazsa bir sonraki rövanşın galibi olmak için inadına unutmamak gerekir.