En son yaşanılan ve maalesef son olmayacak olan, Gebze''de çöken 7 katlı metruk bina bir ailenin beş ferdinden dördünü hayattan kopardı.
Millet olarak vicdanımız, utancımız, duamız, alınamayan tedbirimiz kaldı o enkazın altında....
Her depremde ve afette aynı serzeniş, âh vah!
Burada irdelenmesi gereken birçok başlıktan ikisi üzerine bilhassa mercek tutmamız gerekmektedir.
*Birincisi, yapıların kontrol ve denetiminde ortaya çıkan idarî zaafiyet ve yetersizlik...
*Diğeri de, hayata tutunmaya çalışan insanları çaresizce bu tür binalarda barınmak zorunda bırakan sosyal eşitsizlik...
"İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın" düsturunu asırlarca kendisine rehber etmiş bir toplumda yaşanan bu elim hadîse, bir defa daha çarpık ve plansız şehirleşmenin bedelini, sosyal trajediyi yüzümüze çarparak göstermiştir.
Hazine arazilerine yapılmış kontrol dışı binalara getirilen imar afları ve çıkarılan tapu tahsis belgeleri ile sağlanan elektrik, su ve doğalgaz gibi kamusal hizmetlere kolayca erişim imkânları faciaları âdeta çağırmıştır. Eski ve işlevsiz binaların yenilenmemesi, altyapı iyileştirmelerinin olmaması, yeşil alanların artırılmaması ve toplumsal sorunların çözümünü içermeyen kentsel dönüşüm problemleri şehrin mezarı olmaya mahkûmdur.
Sanayileşmiş olan şehirlerdeki toprak ve emlâk rantı, elinde az çok birikmiş sermayesi olan sektör dışı birçok kişinin iştahını yükseltmiş; mesleği konut üretimi olmayan açgözlü ve hızlıca zenginleşme hırsı taşıyan türedi müteahhitler ortaya çıkarmıştır.
Ulaşımdan sosyal donatılarına kadar tekâmül etmiş imar disiplini içinde master bir şehirleşme planından yoksunluk, insan yaşamını önlenebilir riskler karşısında aciz ve çaresiz bırakmaktadır.
Kent yaşamının cezbesine kapılan insanların kırsaldan şehirlere doğru yoğun göç hareketleride durumu zorlaştıran başlıca etmenler arasında saymak gerekir. Gelişigüzel çarpık-dağınık yerleşim
pozisyonları; şehir estetiğini, mimariyi ve sağlıksız barınma sorununa neden olmuştur. Gece kondu tabiri ile insanlar, sosyolojik açıdan alt tabaka muamelesi görürken bir sınıflandırma erozyonuda oluşturmaktadır.
Endüstri toplumu olmanın beşeri ve fiziki normları yerine getirilmediği koşullarda, çarpık ve plansız şehirleşme modeli, trajik ve üzücü sonuçlar üretecek elverişli bir ortamı da hazır hâle getirmektedir.
Kuşkusuz, özellikle deprem bölgelerinde yeni baştan oluşturularak depremzedeler için üretilen binlerce konut, planlı şehirleşmenin rasyonel örneklerini oluşturmaktadır.
Bu anlamda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı her türlü övgü ve takdiri haketmiştir.
Umarız yerel yönetim organları Gebze'de yaşanan ve hepimizi derinden üzüntüye sevkeden faciadan ve daha nicelerinden gerekli dersler almış olarak, tüm konutları sismik açıdan tarayarak tehlike arzeden yapıların tespitini yaparak gereken önlemleri almamış olanlar ivedi olarak harekete geçerler.
Konut üretim sektöründe faaliyet yürüten liyakatsiz, kifayetsiz ve doymak bilmeyen muhteris kişi ve kuruluşların müteahhitlik yetki ve yeterlilik belgeleri iptal edilmeli; yapı denetim firmaları da ağır yaptırımlar içeren bir çerçeve içine alınmalıdır.
Zira, durduk yerde yıkılan binalarda oluşan can kayıplarının en hafif ifadeyle taksirle adam öldürmekten farkı yoktur. Cinayettir.
Örnek şehirleşme olarak Türkiye Yüzyılı konut projeleri; şehrin fiziksel, ekonomik ve sosyal yapısını iyileştirmek ve modernize etmek amacıyla gerçekleştirilen kapsamlı bir süreçtir. Bu süreç, eski ve işlevsiz binaların yenilenmesini, altyapı iyileştirmelerini, yeşil alanların artırılmasını ve toplumsal sorunların çözümünü içerir.
İnsan- vatandaşlık haklarının ve sosyal devlet olmanın en büyük nişanesi güvenli barınma sahipliğidir. Bu minvalde yapılmış ve yapılacak olan konutların ülkemize ve vatandaşlarımıza hayırlı olmasını ve faciaları yaşamayacağımız bir ülke olmamızı temenni ederim.