Fıkra çok kısa, mesaj çok net: Çevre katliamına sebep olan Aydın Örme için mahkeme kararını vermiş. Taahhütleri olan patron, davayı kazanmış. Yine bir millete ait olan çevre görmezden gelinmiş, kravatlı bir iş adamına yeni haklar verilmiş.

Neden kimse fabrika sahibine, bir millete, devlete ait olan doğaya zarar verdiği için mahkeme salonunda olduğunu hatırlatmadı?

Neden fabrika sahibi, müşterilerinin yaptırımına maruz kalmasın diye devletin yaptırımından azad edildi?

Neden işleyişi düzgün olmayan bir fabrikanın faturası bugün bizlere, daha uzun vadede ise gelecek nesile fatura edildi?

Neden yapılan, hatta bile isteye yapılan bir yanlışta yine, yeniden ceza indirimine gidildi? Tekrar yapılmasına teşvik olsun diye mi, yoksa başkalarının da yapabilmesine cesaret olsun diye mi?

Neden doğa, Mudurnu Deresi ve çevresinde yaşayanların sağlığı değil de bir fabrika sahibi koruma altına alındı?

Ve neden, vakti geldiğinde sesini yükseltmekten hiç çekinmeyen birileri Mudurnu Deresi’ni savunmadı?

“Neden” ile başlayan soru cümlelerini daha fazla sıralamadan, bu soruların ve bu çerçevede gelişebilecek olan diğer tüm soruların ortak cevabını ben vermek isterim: Çünkü başından sonuna kadar bir hata zinciri söz konusu.

Fabrika, organize sanayi bölgesinde olmadığı ve diğer fabrikalarla ortak bir arıtma sistemine bağlı olmadığı için öncelikle arıtma konusunda kendi bağımsızlığını ilan etti. Gözden uzak olan fabrika, zamanla arıtma sistemlerine olan ilgisini kaybetti, yavaş yavaş atıklarıyla dereyi kirletti.

Gözden hem gerçek anlamda hem de mecaz anlamda uzak olduğu için bakanlar tarafından denetlenmedi. Tamamen “güvene” ve “hatıra” dayalı bir iç sistemle denetimlerden geçti. Denetlemeyen kişileri ve kurumları da rahatsız edecek birileri bulunmadığından, atıkla bu şekilde deremizin üzerinden aktı geçti.

Yani anlayacağınız, aradan yıllar geçti ve dereden de çok (atık) sular aktı. Bugün herkesin gözü önünde kırmızıya dönmüş olan dere, alışıldık biçimde göz ardı edilerek kravatlı bir iş adamına yeni haklar kazandırdı. Sanki tek suçlu fabrika gibi gösterilecekken; bu suç ortaklığı zinciri şaşırtıcı olmayan bir şekilde ortadan yok edildi.

Tapusu devlette olan ama çoktan başkalarına satılmış, el konmuş, tüketilmiş topraklarınızı, ormanlarınızı, derelerinizi, göllerinizi ve hatta haklarınızı duydunuz mu? Gördünüz mü? Konuştunuz mu? Yoksa üç maymunu oynamaya devam mı?

Ne acı ve ne aciz bir durum…

Çevrende olup biteni görememek, tüketileni fark edememek, satılanı duyamamak… Bilgi akışının bu kadar hızlı olduğu bir çağda susmak, ses çıkarmaya cesaret edememek…

Dere hepimizin, fabrika ise onların. Sesimizi çıkartmaz, “Bir şey olmaz.” dersek; dün berrak olan derenin suyu bugün kırmızı akar, yarın balıklarını yutar, ertesi gün ekinlerimizi yakar… Kim bilir, belki de diğer gün akacak bir dere kalmaz.

Doğa kimsenin malı değildir; hepimizin ortak fayda sağladığı alanlardır. Susanın da, göz yumanın da, kirletenin de ortak sorumluluğu, pardon ortak çıkarı vardır.