Yazın gelmesiyle birlikte hepimizin içi kıpır kıpır olmaya başlıyor.
Erken doğan güneşle uyananlar, balkonlardan şehre dağılan kahvaltı kokuları, piknik planları, deniz tatilleri ve akşam geç saatlere kadar süren sohbetler... Nasıl ki yeryüzü yazın gelmesiyle renk değiştiriyor ve canlanıyorsa, insanlar da yazın gelmesiyle hareketleniyor ve neşeleniyor. Hepimizin yapılacaklar listesi yazın kabarıyor; düğünler, festivaller ve konserler... Resmen hayatımızın hızı artıyor.
Tabii bütün güzellikleriyle, neşesiyle ve coşkusuyla gelen yazın bir de diğer yüzü oluyor.
Termometreler her yıl daha yüksek dereceleri gösteriyor. Günün büyük bölümünde sıcaklık ürkütücü yüzünü hissettiriyor. Klimalar bir ihtiyaç hâline geliyor. Dışarıda çalışanlar başta olmak üzere tüm canlılar için yaz, ciddi bir sağlık mücadelesine dönüşebiliyor. Bir yandan deniz kenarında serinlemeye çalışanlar, bir yandan sıcak yüzünden evden çıkamayanlar, bir yandan sokakta sıcağın etkisinden kurtulmak için bir yudum su arayan canlılar, diğer yandan ise asfaltın üzerinde, bağlarda ve bahçelerde saatlerce emek veren insanlar...
Kuruyan göllerden, yanan ormanlardan ve susuz kalan hasat topraklarından daha önce de bahsetmiştim zaten.
Yaz, bir taraftan renklendirirken diğer yandan solduruyor. Yani yazın hikâyesi, anlatılmayacak ve fotoğrafı tek bir kareye sığmayacak kadar farklı.
Güneşin tadını çıkarırken kendimizi korumayı, sıcak günlerde bizler keyif sürerken sokaktaki canlıları unutmamayı ve piknik gibi planlarımızda doğayı da ihmal etmemeyi bilmemiz gerekiyor. Güneş görevini yapıp yaz mevsiminde tabiatı ısıtıyor; bize de bu yaz mevsiminde gölge olmayı öğrenmek düşüyor.
Yaz Mevsiminin İki Yüzü
Tuğba Eğlengül
Yorumlar