Ömer Seyfettin’in ‘Diyet’ hikayesini bilmeyeniniz var mı? Bilmeyenleriniz için hatırlatayım. Hani şu Koca Ali isimli demirci ustasının hırsızlıkla suçlandığı hikâye…
Koca Ali hırsızlıkla suçlanmaktadır. Bütün deliller Koca Ali’nin aleyhinedir. Hatırlamış olmalısınız; Kadı, koca ustanın bir kolunun kesilmesine hükmeder.
Koca ustanın ya kolu kesilecek ya da diyet ödenecektir. Koca ustanın seveni çoktur. Sevenlerinin gayreti ile kolunun diyetini ödeyecek birisi bulunur. Cimri kasap ödemiştir hikâyeye göre diyeti. Koca Ali’nin kolu kurtulmuştur fakat ömür boyu cimri kasaba hizmetkârlık etmek zorundadır. Kasap her fırsatta Koca Ali’yi azarlar, olmadık şeyler ister ve “kolunun diyetinin ben ödedim unutma haa!” diye ödediği diyeti başına kakarmış. Hayatı boyunca kimseye minnet etmemiş, kimseye eyvallahı olmamış Koca Ali bu duruma daha fazla katlanamaz. Canına tak eder, gömleğinin bir kolunu geriye doğru sıyırır, kolunu et kütüğüne koyar ve satırı koluna vurur. Kolun dirsekten aşağısı kopar ve kütüğün üzerinde kalır. Gömleğin kolunu düzetir ve kıvırıp düğüm atar. Kopan kolunu sağlam eliyle alıp cimri kasabın önüne atar ve “al kolum senin olsun, ödeştik” der ve çıkar. Kesilen kolundan kanlar süzülerek yürür ve gözden kaybolur. Bir daha da gören olmaz Koca Ali’yi.
Ağalar, beyler kıssadan hisse sizlere sormak istiyorum. Nasıl bir diyet borcunuz var ki biriniz çıkıp tek kelam edemediniz? Mudurnu Deresi’nin ölümüne, ölümü protesto eden insanlara omuz veremediniz?
Evet, kabul ediyorum. Türkiye’de siyaset zor ve pahalı bir zanaattır. Sponsorlara ihtiyaç duyarsınız. Sizden iş isteyenlere iş bulursunuz. Seçim kampanyaları yaparsınız. Maliyeti vardır. Yemekler tertip edersiniz. Düğünlere sünnetlere altın götürürsünüz. İş çözebilmek için bürokratlara hediyeler götürmeniz icap eder. Bunların hepsinin maliyeti vardır. Ve biliriz ki bu maliyetleri üstlenen dostlarınız vardır. Bu dostlarınızın bu maliyetlere babalarının hayırlarına katlanmadıklarını da biliriz. Anlayışla bile karşılayabiliriz.
Sizler ki düğünden düğüne koşar gelin ve damadı kutlar, bir ömür boyu saadetler dilersiniz. Fotoğraflarla bu güzel anları ölümsüzleştirirsiniz. Ve sünnet merasimlerine gider erkekliğe adım atan yavruların başını okşar, alınlarına öpücükler kondurursunuz. Sünnet çocuğunun üzerine doğru eğilip gülücüklü fotoğraflar verirsiniz. Ve bütün bunları da sosyal medya hesaplarınızdan paylaşarak bizleri de bu sevinçlere ortak edersiniz.
Orman yangını olur, koşar resim verirsiniz. Bakan’ın yanına yöresine sığışıp üzgün ve endişeli bir yüz ifadesi takınmayı ihmal etmeden.
Şehrimize bakanlar teşrif ederler. Sizler yine tam kadro bakanın yamacına sokulursunuz. Hatta bazen Nurettin Nebati’ye parmak ısırttıracak mücadeleler ortaya koyarsınız. Görmediğimizi sanmayın.
Gelişmeleri takip eden, sizlerin her paylaşımını inceleyen birisi olarak fark etmediğimizi sanmayın. Şehrin gündemi son özellikle son iki aydır Mudurnu Deresi. Farkındasınız değil mi dereyle ilgili ne gürlediniz ne yağdınız. Bir tek “dostlar alışverişte görsünler fotoğrafı” dahi vermediniz. “Yav he he” bile diyebileceğimiz bir tek kelam etmediniz. Sizler ki en ufak aktiviteyi bile görsel şölene dönüştürürsünüz. Bulduğunuz her mikrofona söyleyecek sözünüz olur. Gördüğünüz her kameraya kendinizi gösterecek hamleleriniz olur. Katledilen Mudurnu Çayı olayında ortaya çıkan demeç ve fotoğraf verme fırsatını neden ıskaladınız?
Silah ruhsatı vermeyen, işinize gelmeyen Valiyi, yayladaki kaçak yapıları yıkmaya yeltenen Orman Bölge Müdürünü, ilçe başkanınızın protokoldeki yerini gönlünüzden geçen şekilde değil de usulüne uygun şekilde belirlediği için kaymakamı görevden aldırmak için bakanlıkların kapısında yatan sizler değil misiniz? Sözüm ona şehir sevdalısı yöneticinin birisini görevden aldırması için gözünün üzerinde kaşı olması yeterli bir gerekçe olurken, çevre cinayetine göz yumanları kimse görmüyor.
Arif olana sözün tamamını söylemeye lüzum yoktur. Yedi yıldır aynı görevde olan fakat ne iş yaptığı belli olmayan, devlet memuru, kamuda yönetici ciddiyetinden fersah fersah uzak birisi değil mi dokunmadığınız, dokunamadığınız müdür. Bütün şehrin bildiği ve dillendirdiği torpilliye sadece kayınpederinin hatırına mı katlanıyorsunuz? Yoksa sizin en zayıf halkanız o mu? Muhtemel bir domino etkisinden mi çekiniyorsunuz?
Açık açık soruyorum: Çevre Şehircilik İl Müdürü olan şahısta bizim fark edemediğimiz ama sizin vazgeçemediğiniz o cevher nedir?
İsrail’in Filistinli kardeşlerimize uyguladığı katliama ilişkin görsel paylaşıp duyar kasan hem de bir tekne gezintisinden mutlu aile resmi paylaşan, Mudurnu Deresi’nin kan kırmızı veya zift karasıyla aktığına dair görüntülerin ve vatandaşların feryatlarının peş peşe yayınlandığı günlerde katıldığı bilardo turnuvasından video paylaşarak adeta “yemişim Mudurnu’nuzu” mesajı veren beyefendide ve son zamanlarda teşkilat başkanlıkları ziyaretlerinde yanından ayırmadığı ekürisinde ne buluyorsunuz?
Son bir soru: Mudurnu deresinin katili fabrikaların sizlerin üzerinde maddi ve manevi hakları var mı hiç? Acaba yakınlarınızdan o fabrikalarda işe yerleştirdikleriniz mi var? Kıssadan soruyorum diyet borcunuz mu var?
Gelelim meselenin özetine…
Eğer çevre katliamı yapan fabrikalara diyet borcunuz var ise bu borç, sizi 23 yıldır iktidarda tutan Akyazılılara ve Sakaryalılara olan diyet borcunuzdan daha mı fazla? Bir tek belediye başkanı, bir tek milletvekili, bir tek il/ilçe yöneticisi, aktif siyaset yapan hiç kimse kan ağlayan, can çekişen Mudurnu çayı ile ilgili tek kelam edemedi.
Çıkmadı içinizden bir Koca Ali.
Sizler ki “bir dağın başında kurt kapsa koyunu Allah Ömer’den sorar onu” düsturuyla çalışan Recep Tayyip Erdoğan sayesinde mevcut yerlerinizde oturan kişilersiniz.
Farkında değilsiniz ama tükeniyorsunuz ağalar/beyler. Kuzuyu kurtla yiyip sonra oturup ağlayan çobanlardan farkınız kalmadığı için tükeniyorsunuz. Derede can veren milyonlarca canlının vebalinden bi haber olduğunuz için tükeniyorsunuz. Tükenişin sebebi ekonomik krizler deyip kendinizi temize çekmekten vaz geçin. Tükenişin sebebi sizin duruşunuz. Haklının, mağdurun değil güçlünün yanında saf tutmanızdan dolayı tükeniyorsunuz.
Yıllardır “Mudurnu deresi ölüyor” diyerek feryat eden, çare arayan, eylem yapan Akyazılı çiftçilere bilmem hangi belediye meclis üyesi veya iş adamının sünnet olan çocuğunun “pipisine” verdiğiniz değer kadar değer vermediğiniz için tükeniyorsunuz.
Bilmem anlatabildim mi?