Uzun zamandır toplu taşımada, arkadaş sohbetlerinde, geniş aile buluşmalarında duyduğum ve hem üzüldüğüm hem de yadırgadığım bir konudan bahsetmek istiyorum.
Ülke olarak ekonomik sıkıntıların olduğu artık yadsınamaz bir gerçek. Kazandığımız ücretlerin alım gücümüz karşısındaki yetersizliği, yalnızca hissettiklerimizle değil, verilerle de ortaya konuluyor.
ENAG TÜİK rakamları değişkenlik gösterse de biraz veri okumayı bilen verilerin sonucunu da anlayabilir.
Gelelim duyup bir türlü anlam veremediğim o sohbetlere:
• “Herkes tatil meraklısı olmuş, paran yoksa gitmeyeceksin.
Hem paraları yok hem tatile gidiyorlar.
Bak ben gitmiyorum bu sene.”
• “Sıkıntı yeni nesilde. Bizim zamanımızda kahvaltıda düzgün yiyecek mi vardı?
Şimdikiler iki çeşit zeytin alıyor, beğenip yemiyor. Her şey var.
Evde kahve var, dışarıda kahve içiyorlar; sonra da para yok diyorlar.
Şükretmeyi bilmiyorlar.”
• “Arabamı park ettim, kafam rahat. Dolmuşla çarşıya gidip geleceğim.
Park sorunum yok, zaten benzin de kaç para olmuş.
Bin dolmuşa git. Herkeste bir araba merakı var; bizim millet alışmış rahata.”
• “Trafik sıkışık, millet param yok diyor; hepsinin altında araba.”
Bunlar sadece bir kısmı… Elbette tam tersi konuşmalara da şahit oluyoruz.
Ancak bu konuşmaları yapan insanların %90’ı, haftanın 6 günü çalışıp ortalama ya da ortalamanın altında ücret kazanan insanlar.
Şükretmek her zaman güzel bir şey. Ama insan, haftanın 6 günü çalışıp yalnızca 2-3 saat ailesiyle uyanık kalıp vakit geçirebiliyorken, üstelik asgari ücretle çalışıyorken, içtiği bir kahveyi kendine nasıl çok görür?
“Masada iki çeşit zeytin var!”
Bu ülkede pazara giden birçok insan, zeytin alırken en uygun olanı seçmeye çalışıyor; çoğu zaman bir kilo bile almadan dönüyor.
Hadi aldı diyelim, üç çeşit alsın, dört çeşit alsın… Bu, ona bana hak değil mi?
Taktığı bir çantaya 200-300 bin, kolundaki saate 100 bin lira verenler varken, sofrana koyduğun 300 liralık zeytini kendine çok görmek, kendi hakkına girmek değil midir?
Haftada 6 gün çalışan bir kişi, yılda kabaca bir hesapla 285 gün çalışıp, yıllık izniyle birlikte yaklaşık 80 gün izin yapabiliyor.
Ama gideceği bir haftalık tatili kendine çok görüyor – ki o da gidebilirse!
Araba alma.
Tatile gitme.
Çıkıp bir kahve içme.
Zeytin yeme.
Peki neden çalışsın bu insanlar?
Ne için?
Kaldı ki şöyle başınızı kaldırıp bir baksanız…
Zaten bu ülkede milyonlarca asgari ücretli, kirasını ödeyip bir ekmek alabildiğine şükrederek çalışıyor.
Bu arada asgari ücret 22 bin 104 lira…