2020 yılını hatırlıyor musunuz? Dünyamız o kadar yavaşlamıştı ki neredeyse durma noktasına gelmişti. İşlerimizi, hatta iş yerlerimizi evimize taşımıştık. Yemek masamız toplantı salonuna, eşofmanlarımız ise iş kombinimize dönüşmüştü. Kardeşlerimiz, çocuklarımız okula gitmeden evlerinden eğitim almaya başlamıştı.
"Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, gelecekte hepimiz uzaktan çalışacağız." demiştik. O günün şartlarına bakarak geleceğimiz hakkında kesin hükümler vermiştik.
Pandeminin bitmesiyle birlikte yavaş yavaş iş yerlerimize ve okullarımıza dönmeye başladık. Zaten çoğumuz evde çalışmaktan sıkılmış, yeniden sosyalleşme arayışına girmiştik. Bu kez de geleceğin çalışma modelinin hibrit sistem olacağını düşünmeye başladık. Haftanın iki günü ofiste, üç günü evde çalışmak... Aslında kulağa oldukça hoş geliyordu.
Bugün ise iş dünyasının en popüler platformlarından biri olan LinkedIn'de ofis kültürü, yüz yüze çalışma, takım ruhu ve fiziksel ortamda üretmenin önemi konuşuluyor. Yine geleceğin modelini, bulunduğumuz ortama ve hatta ruh hâlimize göre tahmin etmeye çalışıyoruz.
Hayatımızın her döneminde gelecekle ilgili farklı doğrular konuşuyoruz. Bugün yaşadığımız gerçeği, geleceğe dair kesin bir öngörü gibi sunuyoruz. Kendi hayatımızla ilgili küçük kararlarda bile bunu yaptığımız için ne kendimize ne de çevremize uzun vadeli yatırımlar yapabiliyoruz.
Üstelik bu durum yalnızca çalışma şeklimizle sınırlı değil. Bir dönem sosyal medyanın özgürlük olduğu iddia edilirken, başka bir dönemde herkese dijital detoks önerildi.
Bir zamanlar üniversite okumayanların başarılı olamayacağı söylenirdi. Bugün ise diplomanın değil, becerinin daha önemli olduğu konuşuluyor. Yarın belki de becerinin yerini yapay zekânın alacağı söylenecek. Peki o zaman bize ne kalacak? Ya da gerçekten bize ihtiyaç kalmayacak mı?
Fikirlerin değişmesi, bilimin gelişmesi ve şartların dönüşmesi hayatın doğal akışıdır. Bize düşen ise her düşünceyi son durak sanmamak, her yeni ortaya atılan ve çoğunluk tarafından kabul edilen fikri sorgulamadan, ölesiye savunmamaktır.
Geleceği sadece bugünün şartları belirlemez. Gelecek uzaktadır ve yarın, bugünden çok daha fazla değişken barındırır. Hayatın bize öğrettiği en önemli gerçeklerden biri de kesin cümleleri pek sevmemesidir. Bugün övdüğümüz sistemi yarın sorgulayabilir, bugün eleştirdiğimiz bir sistemi yarın savunabiliriz. Bugün vazgeçilmez sandığımız alışkanlıklarımızı birkaç yıl sonra tamamen terk edebiliriz.
Ne demişlerdi; değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. Asıl olan ise gelecek hakkında varsayımlarda bulunmadan, geleceğe uyum sağlayabilecek bir zihin yapısını koruyabilmektir. Geleceği bugünün çok yüksek sese konuşulan fikirleri değil, sessizce yaklaşan yarının değişimleri şekillendirecektir.