Biliyoruz ki üretmek, her anlamda ve her alanda çok değerli. Bir şey ortaya koyabilmek; bir resim yapmak, bir işletme kurmak, bir hizmet verebilmek veya faydalı bir ürün oluşturabilmek çok kıymetli ve saygı duyulası bir emek. Ancak bugünlerde üretmek bir hayli yorucu ve öngörülemez bir durum.
Üretmek, geliştirmek ve zamanla değer kazandırmak; yerini, hızlı tüketimden kaynaklı sürekli üretime bıraktı.
Dünün ilgi gören modası bugün demode, bugünün trend olan bir iş fikri ise yarın unutulmuş oluyor. Bir içerik formatını öğrenemeden peşine diğeri çıkıyor. Bugün bir şeyde ustalaşmak, yarın bizleri geride bırakıyor. Her şey çok hızlı değişiyor, yenileniyor ve uyum sağlıyor. Trend olan ne varsa, bir hafta içerisinde aynı tür binlerce farklı birey veya işletme tarafından piyasaya sürülüyor. Sonra bunun adına üretim deniyor. Sürekli değişen güncele ayak uydurmamız bekleniyor. Ancak değişmek başka, değişmeye mecbur bırakılmak başka.
Çevremizde değişen birçok şey, gelişimin kendisi değil; hızın dayattığı bir uyum çabası gibi görünüyor. Yazılımcıların her yıl değişen teknolojiye yetişmeye çalışması, işletmelerin her sezon kendini tekrar tekrar tanıtma çabası, dün giydiğimiz kıyafetin yerini bugün başka bir kombinin alması; çağın üretim ve gelişim hızını değil, tüketim hızını gözler önüne seriyor. Bu senaryoda sorun üretim veya değişim değil; hiçbir şeyin olgunlaşacak kadar büyümesine fırsat tanımayan hızlı tüketim gibi duruyor.
İnsanlar gelişmekten çok görünür kalabilmek için mücadele veriyor ve yoruluyor. Tüketilen şeyler sadece bir rafta sergilenen ürün veya alınan bir hizmetle sınırlı kalmıyor. İnsanların sabrı, emeği ve motivasyonu da gün geçtikçe tükeniyor.
Elbette dünya değişirken her şeye kayıtsız kalıp yerinde bekleyerek direnmeye çalışmak, insanı ve emeklerini geride bırakıyor. Ancak her yeniliğin peşinden koşmak da bizleri yavaş yavaş sindiriyor. Belki de hızlı tüketim çağının en havalı direnişi, kalıcı olabilmektir.
Peki, tükenmeyen ne kaldı ki?
Tükenmeyen Bir Şey Var mı?
Tuğba Eğlengül
Yorumlar