Gündemin ağırlığını taşıyamayan bir toplum mu olduk?

Ya da bu ağırlığa rağmen bize umut olacak arayışlarda olan bir toplum mu?

Belki de anlık olarak değişen, hızlı gel-git olaylara alışan; tepkisiz, şaşırmayan ve unutan bir toplum…

Sahi gündemimiz neydi? Seç, al; gündemden hangisini bugün sahiplendik?

Gündem demiştik değil mi? Her gün yeni bir krizi, yeni bir tartışması olan gündem… Her güne yeni bir neşesi, yeni bir umudu olan gündem…

Sosyal medyamız öfkeli, sokaklarımız telaşlı ve ekranlarımız kültürümüzü ve ahlak anlayışımızı tehdit edecek şekilde gürültülü…

Ama yine sosyal medyamız neşeli, ekranlarımız öğretici ve sokaklarımız birçok güzel anıya, hoş sohbete ev sahipliği yapar biçimde…

Bir yanımız fırtına, kıyamet; bir yanımız bahar, bahçe…

Artık baktıklarımız ya siyah ya beyaz renkte değil mi?

Peki ya gördüklerimiz?

Çoğu zaman yaşadığımız coğrafyada büyük şeylere maruz kalıyoruz. Dolayısıyla baktıklarımız ve gördüklerimiz hep büyük tartışmalar, büyük kaoslar ve bize büyük gelecek daha birçok şey… Araya serpiştirilen nadir büyük güzellikler dolayısıyla siyah ve beyaz gibi keskin ayrımlarla yaşantımıza bakıyoruz. Oysa bizler, görmeyi bilmediğimiz hayatımızdaki küçük ama çok sık olan renkleri kaçırıyoruz: küçük maviler, yeşiller, turuncular, pembeler ve daha birçok renk.

Toplu taşımada oturmaya daha çok gereksinim duyan kişiye yer verenler, gün sonu yorgunluğuyla yaptığı alışverişte kasiyere “İyi akşamlar” diyenler, sokakta gördüğü hayvanı besleyenler, komşusuyla yaptığı tatlıyı paylaşanlar, ağlayan arkadaşına omuz olanlar, başarısını kutlayan birine alkış tutanlar, sokakta ebeveyniyle gezen bir çocuğa el sallayanlar, yaşlıların poşet taşımasına yardım edenler, yoğun trafikte birbirine yol verenler, arkasından apartmana giren için kapıyı tutanlar… Hayatın içindeki incelikler, küçük renkler ve küçük iyilikler.

Hayatı daha insani bir yere çekmek için, küçük iyiliklerin yaydığı küçük renkler aracılığıyla verdiğimiz büyük bir savaştayız. Başarırsak insanlığın kazanacağı, bizim ise telaşsız bir biçimde mutlu olacağımız bir savaş…

Günlük gündemimizdeki büyük değişimin hayalini kuruyoruz hepimiz.

Ancak büyük değişimler için küçük adımlar gerekir. Ne kadar çok küçük adım, o kadar hızlı ve büyük bir değişim demektir.

O halde hepimizin bir an önce yürümeye başlaması dileğiyle…