Tam olarak ne yaşıyoruz? Toplumsal çürümenin aşamaları mı bunlar? Öyleyse bu çürümenin neresindeyiz: Başında mı, sonunda mı?
Geçen hafta yaşadığımız olaylara şöyle bir bakar mısınız? Ülkenin en çok izlenen haber kanallarından birinin Genel Yayın Yönetmeni, uyuşturucu kullanmak ve uygunsuz ilişkiler yaşamak iddiasıyla gözaltına alınıyor… Spor kulüplerinin başkanları ve futbolcular, bahis ve şike iddiaları nedeniyle gözaltına alınıp bazıları tutuklanıyor… Adli emanette bulunan kilolarca altın, kamu görevlilerinin marifetiyle çalınıyor… Ünlü şarkıcılardan birinin kızı, annesini öldürmek suçlamasıyla tutuklanıyor… Mecliste stajyer lise öğrencileri tacize uğruyor… Daha birkaç ay önce sınır güvenliğinden sorumlu komutanlar insan kaçakçılığı; polis amirleri uyuşturucu ticareti; ulusal paralarımızdan birinin üzerinde imzası bulunan bir bürokrat ise yolsuzluk iddiasıyla gündeme geldi.
Bu listeyi daha da uzatmak mümkün. Elbette masumiyet karinesini yok sayamayız ama bu kadar olay, sizin de canınızı sıkmıyor mu? Sizi bilmem ama benim canım fena halde sıkılıyor.
Ama en çok şunlara:
• Elinde Kur’an, dilinde yalan, kursağında haram, uçkurunda sübyan olan haramilerin düzeninden sıkıldım.
• Camideki siyasetten, dinle yapılan ticaretten, milyarlık ihalelerden, yandaşa çekilen peşkeşten sıkıldım.
• Kadınına “sürtük”, erkeğine “çürük”, çocuğuna “sümsük”, yazarına “sözde”, sanatçısına “müsvette” diyen dilden; kendinden başkasını terörist gören zihniyetten sıkıldım.
• Gelmeyen adaletten, yok edilmiş eğitimden, bitirilmiş ekonomiden, susturulmuş üniversitelerden sıkıldım.
• Arap, Afgan, Pakistanlı, Suriyeli… Sokaklarımızı felç eden, geleceğimizi işgal eden mültecilerden sıkıldım.
• Yasakta kitap, hapiste yazar, darda düşünür; askıda konser, iptalde festival görmekten sıkıldım.
• “Ama yol yaptı” diyen teyzeden, “çıkar telefonunu” diyen dededen; sokaktaki cehaletten ve cehaletin özgüveninden sıkıldım.
• Kadına yönelik şiddetten, hayvana yönelik eziyetten,yeşile duyulan nefretten,sudan sebeplerle işlenen cinayetlerden, tarikattaki tacizden, toplumdaki cinnetten sıkıldım.
Toplum olarak her geçen gün masumiyetimizi yitiriyoruz. Mahcup olmuyor, utanmıyoruz. Gündüz kuşağı programlarını bir kez izlemeniz bile ne demek istediğimi anlamanıza yeter: İnsanlar inanılmaz çapraşık ilişkiler yaşıyor ve daha vahimi, bunu normalmiş gibi milyonların önünde tartışıyor.
Bu toplumsal dramın sebeplerini anlamak için Sokrates’ten Kant’a, Sartre’dan Kierkegaard’a uzanan geniş bir felsefe harmanı yapılabilir.
Elbette yapılabilir; fakat emin olun, çoğu gevezelikten bir adım öteye geçmez, pratikte de hiçbir fayda sağlamaz. Çünkü yapılması gereken, bu konuda kendi kişisel sorumluluklarımızı davranış temelinde yerine getirmektir.
Nihayetinde insanın söylediği, iddiasıdır; yaptığı ise ispatı.
Bu toplumsal cinnet halinin başka türlü üstesinden gelemeyiz sevgili dostlar. Sağlıcakla kalın…
*Eleştirilerinizi şu adrese gönderebilirsiniz:[email protected]