Ne acı değil mi…
Kendi sinirine, kendi davranışlarına hâkim olamayan birinin, bir başkasının hayatına hâkim olması.
2026 yılının Ocak ayı bitmek üzere. Büyük hayallerle, umutlarla başladığımız bu yıl, daha ilk ayından hepimizi şaşkına çevirmeyi başardı. Gerçi kendini ya da çocuğunu yetiştirememiş insanlarla dolu olan ülkemde suçu yıla atmak da anlamsız.
Bir zamanlar sokaklarında güvenle yürüdüğümüz, evlerimizde huzurla oturduğumuz bu ülkede, yavaş yavaş her şey tepetaklak oldu. Kadınlar için uzun süredir güvensiz olan bu ülke artık; kadın, çocuk, yaşlı, erkek hatta hayvan ayırt etmeksizin herkes için güvensiz alan alarmı vermeye başladı.
Karanlıkla birlikte içimize çöken tedirginlik hissi, artık günün her saatine bizimle.
Gündüz vakti korkuyoruz. Kalabalıkta korkuyoruz. Okulda korkuyoruz. Adliye koridorunda korkuyoruz. Hastanede korkuyoruz. Çocuğumuzu yetiştirirken korkuyoruz. İş yerimizde korkuyoruz. Yardım isterken ve yardım ederken korkuyoruz. Ailemizle ve arkadaşlarımızla vakit geçirirken korkuyoruz. Hatta çoğumuz evimizde bile güvende hissedemiyoruz. Neden mi? Çünkü; suçlular, katiller, hastalar bizimle aynı sokakta oturuyor, bizimle aynı kafeye gidebiliyor, bizim okulumuzda eğitim görebiliyor. 2 ay önce birinin canına kıymış kişide, 13 farklı suç kaydı bulunan kişide sokakta yürürken benim yanımdan geçebiliyor. Ve biz belki yanlışlıkla ona baktığımız gerekçesiyle, belki de yanlışlıkla bile bakmadığımız halde sırf o öyle bir olay çıkarmak istediği için öldürülebiliyoruz.
Bir zamanlar çocukların top koşturduğu mahallelerde, şimdi çocuklar birbirini bıçakla, silahla kovalıyor.
Evet, çocuklar… çocukları öldürüyor.
Daha bir saat önce aynı masada oturup kahve içtiğimiz bir arkadaşımız, ağzımızdan çıkan belki bir, belki iki kelime yüzünden canımıza kıyabiliyor.
Aynı evi paylaştığımız bir insan, son derece tolere edilebilir bir tartışmayı ölümle sonuçlandırabiliyor.
Yeni doğan bir bebeği, hemşire “ağlaması durmuyor” diye şiddet uygulayıp onu felç bırakabiliyor.
Gündüz vakti, sokak ortasında bir genç, arabasının içinde üç kişi tarafından taranabiliyor.
Ve “sen bize yan baktın” iddiasıyla, hayatlarının baharında gençlerimiz toprağa veriliyor.
Belki bu olayları anlamayan insana tane tane, en basit haliyle anlatmak gibi olacak bu yazdığım. Bizler bilgisayar oyununda bulunan bir karakter değiliz. Hepimiz için yalnızca bir hayat var. Sınırsız can, tekrar dirilme ya da kaldığın yerden devam etme lüksü sadece bilgisayar oyunundaki karakterlere ait.
Hepimizin hayalleri, yaşamını anlamlandıran çabaları var. Kendimizi bu yaşa getirirken yaşadığımız zorluklar ve vazgeçtiklerimiz var. Bu sebeple, kötü kodlamayla ve hastalıklı zihniyetle hayatına devam eden insanlara verilen onlarca ikinci şans; kendisini yetiştirmiş, bir hedefi olan ve yaşamı anlamlandırmaya çalışan bizlerin elindeki tek ve geri dönülemez şansı alamamalı. Bir karakter bu oyun dışı bırakılacaksa bu kötü kodlu karakterin ibretlik sonu olmalı. Bir bedel ödenecekse eğer ok artık doğru hedefe atılmalı.