8 Ekim 2025 günü, Rusya’nın St. Petersburg şehrinde, İran, Rusya, Azerbaycan, Kazakistan
ve Türkmenistan donanmalarının Hazar Denizi’nde “Kapsamlı Stratejik İş Birliği Belgesi”
imzalaması, Türk dünyasının Orta Koridor vizyonu için kritik bir uyarı sinyali olarak
okunmalıdır. Bu hamle yalnızca bölgesel deniz güvenliğini pekiştirme niyeti değil; daha derin
bir stratejik niyetin — İran’ın Hazar’da kontrolü artırarak Turan devletleri arasındaki ticari
bağları zayıflatma çabasının göstergesidir.
İran’ın Stratejik Baskısının Gerçek Yüzü
Dış güçlerin dışlanması maddesi
Zemini 2018 Aktau Konvansiyonuna dayandığını gözlemlediğimiz yeni imzalanan belgeye
göre, “kıyıdaş olmayan hiçbir ülke veya bölge dışı güç, Hazar Denizi’nin iç güvenlik
meselelerine müdahale edemez.” Bu hüküm, Türkiye gibi Hazar’a kıyısı olmayan ama
Trans-Hazar koridorunda dolaylı stratejik hükmü olan Türk devletleri için büyük bir
sınırlayıcıdır. Hazar’da güvenlik kararlarında veto veya denetimi elinde tutan bu beş ülke
bloğu, dış aktörleri — dolayısıyla potansiyel lojistik, askeri ya da ticari destekçileri —
sistemin dışında bırakmayı amaçlıyor.
Anlaşma metninde, Hazar Denizi’nin güvenliğiyle ilgili konuların sadece kıyıdaş
devletlerin kararıyla çözülebileceği vurgulanıyor. Bu “kıyıdaşların mutlak hâkimiyeti”
ilkesi, Türk dünyasının Hazar’ı ticari bir köprü-çevre olarak tamamen kullanmasını
zorlaştıran bir çerçeve oluşturuyor. Özellikle stratejik koridor projeleri açısından, deniz
güvenliğinin yalnızca kıyıdaşlar arasında düzenlenmesi, hattın dış desteğe açık kanallarını
kısıtlayabilir. Anlaşmada “sürdürülebilir deniz güvenliği”, ortak tatbikatlar, istihbarat
paylaşımı ve deniz trafiği koordinasyonu gibi maddelere yer verildi. Bu, İran’ın Hazar’daki
askeri etkinliğini sistematik olarak kurma isteğinin ifadesidir. Türk koridoru için en büyük
tehdit, lojistik hatlarının deniz bileşeninde risk artışı ve İran-koalisyonun denetleyici bir
aktör hâline gelmesidir.
2018’de Hazar Denizi’nin hukuki statüsüne dair beş kıyıdaş devletin imzaladığı sözleşme
devreye giriyor. Bu sözleşme, denizin statüsünü ve paylaşım esaslarını netleştiriyor. Yeni
stratejik belge, bu hukuki çerçeveyi askeri ve güvenlik boyutu ile pekiştiriyor. İran, bu yolla
hem deniz kaynaklarına hem de deniz trafiğine dair siyasi ve askeri ağırlığını artırmayı
hedefliyor.
Bu gerçeklikler ışığında, İran’ın bu hamlesi sadece bir “güvenlik işbirliği” anlaşması olarak
değil; Hazar’ı kontrol etme, dış aktörleri dışlama ve Trans-Hazar koridorunun stratejik
esnekliğini sınırlandırma yönünde sinsi ve uzun vadeli bir darbe olarak okunmalıdır. Bu tehdit
karşısında Türk dünyasının sessiz kalması düşünülemez. Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan,
Türkmenistan ve diğer Turan devletleri, Hazar-Trans hattında İran’ın baskısını dengeleyecek
stratejik önlemler geliştirmeli.
Alternatif Koridorların Güçlendirilmesi
Bakü–Tiflis–Kars (BTK) Demiryolu: Türkiye ile Azerbaycan ve Gürcistan arasında
çalışan bu hat, Hazar’dan bağımsız bir ticaret yoludur. Bu hattın kapasitesini artırmak, daha
fazla mal trafiğini denize ihtiyaç duymadan doğrudan kara üzerinden yönlendirmek
mümkündür.
Zengezur Koridoru: Güney Kafkasya’da Ermenistan topraklarından geçen bu koridor,
Türkiye-Azerbaycan ve Orta Asya arasında stratejik bir bağlantı kurabilir. Böylece Hazar
denizi üzerindeki denetim, kara bağlantılarıyla daha büyük ölçekte bypass edilebilir.
Uluslararası Kuzey-Güney Taşımacılık Koridoru (INSTC): İran’ın da dâhil olduğu bu
koridor, Hindistan’dan başlayarak İran üzerinden Rusya ve Orta Asya’ya kadar uzanır.
Ancak Türkiye ve Türk devletleri, İran’a bağımlılığı azaltmak için INSTC içinde daha
dengeli pay alma stratejileri geliştirebilir.
Çok Taraflı Diplomasi ve Askeri İşbirliği Artırılmalı
Hazar’daki işbirliğine Türkiye doğrudan dâhil olamasa bile, diplomatik kanallar aracılığıyla
Azerbaycan ve Kazakistan ile ortak savunma ve güvenlik mekanizmaları kurmak önemli.
Türk Deniz Kuvvetleri, Türk dünyası navalisinin kapasitesini artırmak için ortak tatbikatlar
düzenleyebilir. Bu, İran-Rus koalisyonunun Hazar’daki hâkimiyetine karşı sembolik ve
pratik bir denge yaratır.
NATO ve Türk devletlerinin savunma işbirliği platformlarında (örneğin TDT üzerinden)
Hazar Denizi’nin güvenliğine dair stratejik vizyon tartışılmalı.
Ekonomik Strateji ve Enerji Bağımsızlığı
Türk devletleri, Hazar’daki enerji kaynaklarına doğrudan erişim için ortak şirketler ve
projeler geliştirebilir. Bu, İran’ın tek taraflı kontrol hedefini ekonomik olarak dengelemeye
yardımcı olur. Alternatif enerji rotaları inşa etmek (örneğin Türkiye üzerinden Karadeniz
rotası, batı-doğu koridorları) Arz güvenliğini artırabilir ve Hazar’a bağımlılığı azaltır.
Dijital koridor yatırımlarına odaklanarak “Hazar Ticari Koridoru”nun yalnızca fiziksel
değil, altyapı (fiber optik, dijital) bileşenini güçlendirmek; İran’ın deniz kontrolüne rağmen
ticari esnekliğe imkân tanır.
Hukuki ve Normatif Ayakları Pekiştirme
Türk devletleri, 2018 Hazar Sözleşmesi’nin getirdiği hukuki zemini daha aktif şekilde
kullanmalı. Hazar Denizi’nin statüsü ve paylaşımı konusundaki uluslararası normatif rejime
dayanan diplomatik baskı güçlendirilmeli. Kıyıdaş beş ülkenin deniz güvenliği
anlaşmalarında daha fazla şeffaflık ve denetim talep edilmeli; örneğin bağımsız
gözlemcilerin orada bulunması, ortak hidrografik çalışmalara Türk uzmanlarının katılımı
gibi mekanizmalar oluşturulabilir.
Uluslararası hukuk, BM ve AGİT gibi platformlarda, Hazar’ın “kapalı deniz” olarak değil
stratejik bir ticari koridor olarak kalmasının önemi vurgulanmalı.
İran tarafından Hazar Denizi’nde kurulan yeni deniz güvenliği mimarisi, Türk dünyası için
kaderi belirleyecek bir dönemeçtir. Bu durum, sadece bir askeri işbirliği anlaşması değil;
stratejik bir hamle, hatta uzun vadeli bir “jeoekonomik darbe” potansiyeli taşımaktadır. Eğer
Türk devletleri bu tehdide karşı yeterince proaktif ve birleşik bir strateji izlemezse, Trans-Hazar
koridoru yalnızca teoride varlığını korur, pratikte etkinliğini kaybedebilir. Ancak bu tehdide
karşı koymak için hâlâ vaktimiz var. Alternatif koridorların geliştirilmesi, diplomatik baskının
artırılması, ekonomik esneklik yaratılması ve hukuki zemin güçlendirilmesiyle İran’ın
Hazar’daki baskısı dengelenebilir. Türk dünyası, Hazar’ı yalnızca bir su kitlesi olarak değil,
büyük Turan projesinin kalbi olarak görmeli — ve ona göre davranmalıdır.
İran’ın Hazar-Trans Hattına Vurmaya çalıştığı Darbe Üzerine: Türk Dünyasında Bir Uyanış Çağrısı
Filiz Toklu
Yorumlar (8)