Bir kitaplıkta, kitaplardan çifter çifter varsa orası ya sahaftır ya da edebiyatçı bir çiftin evidir. Bizim evler hayalimizdeki gibi bütün duvarları boydan boya kitaplık olacak kadar büyük olmadığı için kitaplarımızın çoğu hâlâ bekarkenki evlerimizde. Bayramda seyranda gidince eş dost sanıyor ki sadece büyükleri ziyaret ediyoruz. Aramızda kalsın ama biz biraz da hastalarını muayene eden doktor edasıyla kitaplarımızı kontrol etmeye gidiyoruz. Kütüphane odasına çekilip, yere bağdaş kurup  her şeyi unutuyoruz. Her şey yerli yerinde mi diye bütün kitapları yavaşça, elimize alıp ciltlerin sırtı kırılmış mı, rutubet yemiş mi diye tek tek bakıp aklımızca hasar tespit raporu sunuyoruz birbirimize.

İki tane olanları kenara ayırıyoruz yine ve her iki evladımıza da adil olabilmemiz için biz farkında olmadan burada biriktiğini düşünüp gülüyoruz. Ve yine etrafa saçılıveriyor her birini okuduğumuzda bize verdikleri sırlar, aralarından düşen ayraçlar, eskimiş fotoğraflarımız, sayfalara düştüğümüz mini minnacık notlarla aklımızda kalan onca hatıra, okuduğumuz yaşlar, geçtiğimiz yollar, yaşadığımız şehirler, hepsi birden etrafımızı sarıveriyor.

Hacı Muzaffer Özak , "Sahaf, ölülerin kitaplarını dirilere satan kişidir." derdi rahmetli. Bizimkisi satmak değil de kendi kitaplarımızı yaşları geldikçe evlatlarımızın ellerine verebilme telaşı. Miras olarak kabul ederlerse ne mutlu bize.

Çocuklarımızı kendinden evvel basılmış, yaşlı kitaplarla tanıştırmayı, onları devasa bir kuyunun dibine merdivenle indirmeye benzetiyorum ben. Bu, çok yaşlı bir zâta saygı göstermek, bayramda el öpmek gibi bir şey ."Bak evladım, bunun daha basımı yok, al yavrum sen de aynı özeni göster, oku ve okut, öp başına koy." der gibi türlü merasimler yapasım geliyor.

Her yeni yıl, yeni yaşlarıyla bir adım daha yaklaşıyorlar sanki bizim çocukluğumuza ve gençliğimize. Geçen yıl okusaydı olmazdı da bu yıl tam zamanı, vakti geldi bu yazarla tanışmasının, diye sesli düşünüyoruz.

Ben Peyami Safaları buldum diye yine seviniyorum. Tekrar okuduğumda acaba bu yaşımda neler keşfederim, nasıl anlarım diye birkaç kitabı bavula koymak üzere kenara ayırıyorum. Eşim kendisine hediye ettiğim bir Cemil Meriç kitabını bana gösteriyor. Yanımızı yöremizi hatıralar kuşatıyor.

Soranlar olursa büyüklerle bayramlaşmaya gittik. Yalan yok. El öpenleriniz çok olsun evladım, duasını almış gibi hissediyorum kendimi. Üstelik evlatlarıma da yol yordam göstermiş oldum. Bu da bir nevi büyüklere hürmet... Hepsinin sağlık afiyette olup olmadığını da öğrenmiş olduk. Kimiyle tokalaştık, kimiyle uzaktan selamlaştık, kimisiyle de helalleştik de geri geldik. Hürmet ettik, hürmet görmeyi murat ettik.