Başlığa bakınca bulaşıcı ve tedavisi zor bir hastalıktan bahsedeceğimi zannettiyseniz yanıldınız.

Evet belki bir hastalık değil ama bağımlılık olan sosyal medyadan bahsetmek istiyorum bu hafta.

Bunun için önce sosyalleşmenin ne olduğunu inceleyelim dilerseniz.

Sözlüklerde genellikle kişinin yaşadığı toplumun bir üyesi olma sürecine sosyalleşme deniyor. Sosyal kişi tanımı ise sosyal kişi çevresindekilerden izole edilmiş birey değil çevresindekiler ile ilişki içinde olan kişidir.

Kişi düşünebilen seçim yapabilen ve karar verebilen bir varlıktır. Hiçbir kişi bir diğeri ile aynı zekâ ve sosyalliğe sahip değildir.

Ve bu sosyalleşmeyle gündemimize giren belki de hiçbir faydası olmayan sosyal medyayı keşfettik hatta insanları ikiye ayırır olduk. Sosyal ve asosyal insanlar olarak…

Sosyal olmak demek kafekafe gezip çay kahve içmek, bir yerlere üye olup toplantılara katılmak olarak algılanıyor.

Bir insanın sosyal ve asosyal olması çocukluktan başlıyormuş.Sosyal kişi çevresine karşı duyarsız olmayan etrafındaki insanlarla ilişki içinde olan insandır biz böyle biliriz...

Geçen bir yazıda görmüştüm araştırmalara göre Türkler yabancılara nazaran daha çok cep telefonu ve internet kullanıyormuş.

Bunun nedeni acaba hepimizin artık sosyal medya yüzünden sosyalleşmememiz sevdiklerimize ailemize yeterince zaman ayırmamız mı?

Gerçekte düşününce sosyal medyanın bize kattığı bir şey olduğunu sanmıyorum. Hatta sosyal medyayı kullanım yaşının her gün daha küçüldüğünü üzülerek izliyoruz

İnsanların birbirini daha çabuk bulma konusunda  etkili olan sosyal medyanın  zararlı yönleri olduğunuda sanırım hepimiz biliyoruz. Hatta çoğumuz sahte dostluklara sahte arkadaşlıklara kapılıp zamanımızın büyük bölümünü sosyal medyada geçiriyoruz.

Bunun nedeni acaba her gün yalnızlaşmamız mı ya da sanal alemde mutlu olmayı seçip gerçeklerden kaçmamız mı

Yoksa hepimiz biraz bağımlı ya da hastalıklı mı olduk. Her gün yazılı ya da görsel medyada sosyal medyayla ilgili sonucu üzücü olan birçok olay okuyor ve görüyoruz.

Bu konuda sadece sosyalmedyayı suçlamakta sanırım hatalı olur.

Sosyal medyayı gerektiği gibi kullanmamak hatta sosyal medyada geçirdiğimiz zamanı ayarlayamamak da bizim de suçumuz  var.

Her yaptığıyla gençlere örnek olması gereken bizlerin üzerine oldukça fazla görev düşüyor

Çevresine duyarlı çevresiyle iletişim halinde olan sohbeti sanalda değil yüz yüze yapmayı seven gerçek dostlukların sanalla değil gönül bağıyla olduğunu gençlerimize anlatmak üzerimize düşen görevlerden bir tanesi.