Çocuk edebiyatına hakim aynı zamanda matematik öğretmeni olan çok kıymet verdiğimiz bir yazarın kitabına rastladık çocuklarla geçen. Yeni çıkan kitabı hakkında anlatılanları hep duymuş, hakkında yazılanları okumuş ve meftun olmuştuk ama araya hep bir şeyler girmiş, listeye hep başka kitaplar eklenmiş ve ona bir türlü sıra gelmemişti.
Yazarın ismi, raflardan önce bana göz kırptı ama acaba onların da dikkatini çekecek mi diye görmelerini bekledim. Hevesleri geçmiş midir diye de merak ettim ve arkamda bıraktığım konuşma tam olarak şöyle cereyan etti.
- Aaaa abla bak!
- ...
Muhtemelen abladaki sessizlik şaşkınlık sessizliğiydi. Gözüm de kulağım da onlardaydı ama kitaplara dalmış gibi yaptım. Bu anın tadını çıkarmalıydım. Hummalı bir konuşma başladı aralarında.
-Ne yapalım alalım mı? Anneme diyelim mi? Abladan hala bir cevap yok. Besbelli daha temkinli bi inceleme merakıyla sayfaları karıştırıyor.
İkisini de pür-i dikkat dinliyor ama hiç çaktırmıyordum. Bu rolün keyfi de başkaymış ya neyse uzatmayayım çünkü asıl bomba evde patladı.
Biz kitabı alıp eve geldik. Evimizde, aynı yazara hayran ikinci bir çocuğun büyüdüğü görmekten gayet memnumun. Önce ismine ve içindeki çizimlere tav oldukları için aldıkları kitabı bana verdiler eski günlerdeki gibi onlara okuyayım, okurken de komik komik seslerle o kareleri onlara yaşatayım diye. Onu da yaptık. Sağlı sollu yazılmış kısımlarını istediğimiz sırayla okumaya başladık, şaşırdığımız bilgilere yenisini ekleyerek devam ettik. Sonra ben de elimde en heyecanlı yerinde bıraktığım kitabıma dönmek istediğimi gerek halimle belli etsem gerek döne döne söylesem de "olmaz annööö"lerle karşılaşınca, mesajı aldım hadi madem devam edelim dedim. Ve bir diğer ismi de "İnsanlığı resimli tarihi, insanlığı anlama rehberi olan "Sen Yokken Neler Oldu?" kitabına illüstrasyonuna, kağıt kalitesine, onca bilginin bu kadar tatlı bir dille anlatılıp bir çocuğa kendini okutabilecek düzeyde olmasına ben de hayran kaldım. Bilindik çocuk kitaplarından ilk göze çarpan farkı elbette boyutu. Atlas boyutundan biraz daha büyükçe. Kitabın içinde "Çocuklar için yazılmış ilk resimli kitabın ismi nedir? Irkçılık, ayrımcılık ve sömürgecilik kendini nasıl gösterir? Okulu kim icat etti? Toplama kampları hangi amaçlarla kullanılırdı? Yanlış kararlar yıllarca sürecek kıtlıklara nasıl sebep oldu? Kovboylar ve çiftçiler arasında neden kavga çıktı? Günlük hayatta kullandığımız kelimeler nereden geldi? Dans vebası ve gülme salgını nedir? Öküzleri tarla sürmeye nasıl ikna ettik? Sıra arkadaşınızın bir Viking olması nasıl bir duygudur? Matematik bilmeyen çobanlar koyunlarını nasıl sayıyordu? İnsanlar neden kitaplardan korkup onları yaktılar? İlk postacılar kargoları neyle dağıtıyordu? gibi birçok sorunun cevabının olduğunu da gördüm.
Bir ara onlar birbirlerine okumaya başladı sonra kapı çaldı derken mutfak bana kendini hatırlattı ama oğlumun sesli sesli okuduğu yerlerin hepsini dinledim. Hammurabi kanunlarında yazılan bilgileri gördüğünde kıkırdamasını, sekseğin Roma askerleriyle ne alakası olduğunu okurken gözlerini kocaman açışını da izledim. Bir yere geldi,sustu. Ne zaman susarak okumaya başlasa ya çok beğendiği ya da çok heyecanlandığı bir yere gelmiştir dedim içimden ve merak ettiğim için ona hissettirmeden yanından geçiyor gibi yaptım. Baktım sayfada Hitler ve Stalin'e ayrılan yere gelmiş. İnsan güvendiği yazarın çocukları ne kadar acıtabileceğini de hesaba katarak gözü kapalı alıyor kitabını, ben de öyle yapmıştım. Acaba yanlış mı yaptım diye içime bir kurt düştü.
-Ne o sustun şampiyon dedim.
Çok nadir zamanlarda yüzü öyle olur. Buruk tadı olan bir meyve yemiş gibi deminki çocuk şenliğine yakışmayan, sebebini sorma işte anla, ne sen sor ne ben söyleyeyim diyen yaşlı efkarı gibi bir şey yapıştı yüzüne. Üsteleyince de her zaman yaptığı gibi aşırı gülüp hüznünü gizlemeye çalışıp o duygusunu bastırmaya yeltendi. Anladım ve hiç eşlik etmedim gülüşüne. Dedim ne okudun, ne demiş yazar? Yersiz gülmesine kanmadığımı fark ederek mutluymuş gibi yapmaktan vazgeçti ve okuduğum sayfayla ilgili, dedi. Onu zaten fark ettim de ne yazıyordu orada, dedi .Orda, okursan görürsün dedi. Eveledi geveledi söylemedi. Eyvah dedim Nazi katliamlarından çırılçıplak mı bahsediyor acaba? Onu mu kaldıramadı çocuk? Usulca aldım kitabı elime. Karşı koyacağını bekledim, yapmadı. Sadece "sesli okuma" dedi. Bu sefer eyvah ki ne eyvah dedim içimden durum sandığımdan da ciddi demek ki. Ne yaptın sen be Tuğba Hocam? dedim. Ne yazmış olabilirsin ki bizim oğlan bu kadar durdu, durgunlaştı. Doğduğu günden beri kendisine kitap okuyan annesinin sesiyle mutlu olurken ilk kez okuyacağım şeyleri duymak istemediğini söyledi.
Sayfayı açtım, içinde sadece bu kısmın siyah bir çerçevede yazılmış olduğunu fark ettim. Sol sayfada Hitler sağda Stalin anlatılmış. Ardındaki sayfada da Pijamalı Çocuk filminden bir kare resmedilmiş. Saçları kazıtılmış üstünde tek tip bir giysiyle bağdaş kurmuş bir çocukla arkadaşı karşılıklı oturmuş halde .Dediği kısımdan bir parça okudum. İçimden.
..."Herkes birbirinin aynı olurdu. Saçlarınızı kazırlar sizi diğerlerinden ayıran özelliklerinizi bir bir yok ederlerdi. Böylece kendinizi değersiz hissederdiniz. Zaten onlar da böyle hissetmenizi isterdi. Çünkü kendini değersiz gören biri geleceğe dair umur beslemez ve zorbalığa karşı direnemez."
Sessizce kaldırıp başımı, şaşkınca oğluma baktım. Şaşkındım çünkü tahmin ettiğim sahneleri gözünde canlandıracağı acımasız karelere dair bir şey yoktu. Seni en çok hangi kısım üzdü peki dedim. Değer verilmeme kısmı diyor ya dedi. Bir çocuğa ya da yetişkine değer verilmemesi çok kötü bir şey olmalı anne dedi. Onu yok saymak görmezden gelmek hem de bile bile... Koca bir adam gibi "daha ne olsun ki anne! Değersizlik insanın yaşamak için hevesini kırmaya yeter de artar bile."dedi. Devamında epey konuştuk. Kendini değerli gördüğü zamanları ve olayları anlattı bana. Benim hiç tahmin etmediğim şeyler olunca bir de burada şaşırdım mı. Yazarımızı da bir kez de bu sebeple alkışladım bilindik masallar anlatmadan gerçekleri heves kırmadan yazdığı için.
Heveskıran
Gamze Koç
Yorumlar (6)