Yağmuru seven bir insan olarak bu sabah şeffaf bir şemsiye altında, yasemin kokulu sokaklarında dolaştım bu şehrin. Çığırtkan yeşillerden sonra yol kesen kahverengiler, çıtı çıkmayan kurumuş yapraklar vardı dört bir yanda. Şemsiyeme düşen damlalar tam da Tevfik Fikret’in şu dizelerindeki gibiydi:

“Küçük muttarid, muhteriz darbeler Kafeslerde, camlarda pür ihtizaz Olur dembedem nevha-ger, nağme-saz.”

Fikret, yağmur damlalarının tıkırtısını çağrıştırsın diye bu kelimeleri özellikle seçmiştir. Velhasıl, yağmur güzel şeydir efendim…

Ama mesele yağmur değil.

Gelelim konumuza. Doların mevcut durumunu ve geleceğini konuşabilmek için öncelikle bazı temel ekonomik yasaları hatırlatmam faydalı olabilir.

Malumunuz her ekonomide para, mal ve hizmetler karşılığı basılır. Bundan daha fazla para basarsanız sonuç kaçınılmaz olarak enflasyon olur. Bu döngü kabaca şöyle izah edilebilir: Varsayalım ki aylık gelirleri 20 TL olan iki kişinin yaşadığı bir ülkemiz var. Ve ülkede üretilen tek şey değeri 40 TL olan bir cep telefonu olsun. Bu denklemde ekonomide 40 TL’lik mal karşılığında da piyasada toplam 40 TL para vardır.

Şimdi ülkeye bir kral/siyasetçi atayalım ve her şeyi berbat etsin. Sözüm ona bu iki kişiyi mutlu etmek için atadığımız Berbatçı fazladan 40 TL daha bassın ve bu iki vatandaşa dağıtsın. Yeni tablo şu şekilde oluşacaktır: İki vatandaşın elindeki toplam para 80 TL ama cep telefonunun fiyatı 40 TL. Enflasyonu hortlattınız bile. Ya cep telefonu üreticisi ücretlerdeki artışı görüp telefona zam yapacak ya da eskisine göre daha zengin olduğunu düşünen iki vatandaş cep telefonunu almak için daha yüksek teklif vererek fiyatı yükseltecektir. Her iki durumda da artan tek şey enflasyon olacaktır. Kişilerin gelirleri nominal olarak artmıştır ama alabildikleri mal ya da hizmetler artmamıştır.

Bu durum biri hariç her ülke için geçerlidir. İstisna olan ülke tahmin edeceğiniz üzere ABD’dir. Doların küresel para birimi olarak kabul görüyor olması ABD’ye akıl dışı bir fayda sağlamaktadır. Bakın bugün ABD’nin cari açığı 2 trilyon doların üstündedir. Cari açık dediğime bakmayın; aslında bu ABD’nin diğer ülkelerden aldığı vergidir, hatta haraçtır. Sadece değer saklama ya da tasarruf saikiyle aldığınız her dolar aslında bu vergi tahsilatına aracılık ettiğiniz anlamına gelir.

Dikkat buyurun, bu güç özellikle 1970’ten sonra ABD’yi baştan çıkarmıştır. Bugün ABD’nin dış borcu yaklaşık 30 trilyon dolardır. Burada da başka bir yazının konusu olabilecek ayrı bir anomali var. Bunu ayrıca yazarız ama bu korkunç tablonun sürdürülemeyeceğini Amerikalılar da görüyor. Borcun ödenebilmesi için doların değerinin güçlü bir şekilde düşürülmesi gerektiğini savunanlar var. Nitekim Trump’ın son dönemde yaptıklarını bu pencereden okuyan çok kişi olduğunu görüyorum. Bana kalırsa buradaki hızlı bir düşüş 1929’dakinden çok daha büyük küresel bir krize sebep olabilir. Özellikle Çin ve petro-dolar zengini ülkelerin bu riski gördüklerini ve soğuk terler döktüklerini düşünüyorum...

Peki dolar nasıl küresel hale geldi? Kısaca bunu da anlatalım. Yazının ilk bölümünde bahsettiğim üzere her ülkede para mal ve hizmet karşılığında basılır. 18. yüzyılın sonunda ülkeler “altın standardını” benimsemişlerdir. Yani ellerindeki altın stokuna göre para basmayı kabul etmişlerdir. Fakat bu sürdürülebilir değildi. Nitekim sürmedi de. Ancak 1944 yılına, yani Bretton Woods Konferansı’na kadar devam edebildi. Peki bu konferansta ne oldu? 1 ons altın 35 ABD dolarına eşitlendi. Ve sadece ABD’nin altın standardına göre para basmaya devam etmesi katılımcı 44 ülke tarafından kabul edildi. Ancak ilerleyen yıllarda artan küresel ticaret hacmi ve açık vermeye başlayan ABD ekonomisi nedeniyle bu sabit kur sistemi çöktü. Nixon hükümeti uygulanmakta olan bu sistemi fiilen bitirdi. Dönemin Hazine Bakanı J. Connally şöyle bir laf etti: “The dollar is our currency, but your problem.”

Yani Dolar bizim paramız ama sizin sorununuzdur. Nitekim öyle oldu. O yıllardan sonra dolar ABD’nin parası, diğerlerinin sorunu haline geldi.

Ama bana göre gelinen nokta hiç olmadığı kadar farklı. İki trilyon dolar cari açığı, trilyonlarca dış borcu olan bir ülkenin parasının rezerv para olmaya devam etmesi mümkün değil. Nitekim son yıllarda Merkez Bankamızın da içinde bulunduğu birçok merkez bankasının altın rezervlerini artırıyor oluşunun arkasında biraz da bunu aramak lazım. Altın fiyatlarındaki artışı sadece küresel savaş riskinden kaçınmak olarak okumamak lazım.

Malum, ülkemizde tasarruf amaçlı dolar tutan ve doların yurt içi fiyatlarının ne olacağını merak eden çok ciddi bir kitle var. Yatırım tavsiyesi içermeyecek şekilde onlar için de teknik bir izahat yapalım. Aşağıda haftalık USD/TRY grafiğini görüyorsunuz. Sizin de fark edeceğiniz üzere haftalardır dar bir bant içinde hareketine devam ediyor. Bu teknik bir bakış olduğu için arkasındaki siyasal ya da ekonomik nedenlerle ilgilenmiyorum.

Grafikte küçük oklarla işaret ettiğim seviyeler direnç ve destek bölgeleridir. Bugün itibarıyla üst bant yaklaşık 46,50 TL, alt bant ise 38,50 TL seviyesinde. Yukarı ya da aşağı yönlü sert hareketler ancak bu seviyelerin geçilmesi ile mümkündür. Bu seviyeler geçilmedikçe mevcut bant içinde hareket etmesini beklerim.

Lütfen kendinizi seviniz.

Keyifli bir hafta sonu diliyorum.