Bütün dünyada olduğu gibi biz de geçen hafta doğal olarak ABD/İsrail ile İran arasında başlayan savaşı konuştuk. Savaşın nedenleri ve olası sonuçları konusunda herkes, kişisel birikimleri paralelinde değerlendirmeler yapıyor. Yaşanan süreci, küresel güç dengelerinin enerji ve jeopolitik üzerinden, din sosuyla yeniden dizayn edilmesi şeklinde okuduğumu belirtmek isterim.

Bugün dünyada savaşların önemli bir kısmı ideolojik söylemlerle açıklansa da, asıl belirleyici olan enerji ve güç dengeleridir. Orta Doğu’nun küresel siyasetin merkezinde yer almasının nedeni de budur.

Yazının ağırlığını, bu dizayn sürecinde dinin nasıl kullanıldığına ayırmak istiyorum.

İki gün önce Oval Ofis’te Evangeliklerin Trump’a yaptığı ayini izlemişsinizdir. Özellikle son dönemde daha da belirgin hâle geldiği üzere, Evangeliklerin ABD yönetimi üzerinde son derece belirleyici bir rolü var.

Biliyorsunuz, bu insanlar bir mite inanıyorlar. Onlara göre İncil’de geçen Armageddon savaşı Orta Doğu’da başlayacak; sonrasında da İsa Mesih kurtarıcı olarak dünyaya gelecektir. “Akılcı değil” dediğinizi duyar gibiyim. Bir süre akıl aramayın derim. Baksanıza ABD daha dün nükleer başlık taşıyan başka bir gemiyi Körfez’e soktu. Her şeyi yapabilecek fanatik insanlar bunlar.

Aynı fanatizmin daha fazlası İsrail’de. Vaad edilmiş topraklar zırvası üzerinden haydut bir yapı olarak kurulmuş ve izleyen yıllarda bir terör devletine dönüşmüş İsrail için fazladan kurulacak her cümleyi kelime israfı olarak görürüm. Daha önce soykırıma uğramış bir milletin üzerinden daha 80 yıl geçmeden aynısını başka bir millete yapmış olması akıl alır gibi değil.

Bütün bunlara bakınca insanın Freud’a katılası geliyor: “Din yaygın bir akıl hastalığıdır.”

İran’a ne diyelim? Sahip olduğu maddi ve manevi kaynakları mezhepçi bir zihniyetle yıllarca harcadı durdu. Sonuç: mutsuz bir halk.

Bir de işin Sünni cenahı var. Suudi Arabistan’da olduğu gibi bazıları İran’a karşı cihat için fetvalar veriyor. Bazıları ise köşelerinde ve televizyon programlarında hiçbir teolojik derinlikleri olmadan İran aleyhine yazıp çiziyorlar.

Bunları okudukça cehaletin sonsuz bir şey olduğunu görüyorum ve istemsizce midem bulanıyor. Cümlenin sakilliğine bakın: “Molla rejimi milyonlarca Müslümanı öldürdü” diyor ve imaen İran’da aynı okulda ölen 135 kız çocuğuna üzülmediğini ima ediyor.

Bu insanların akılla hareket ettiklerini savunabilir misiniz?

Bu 8 Gün Bana Ne Öğretti

• Orta Doğu’da yaşayan ve günlerdir yataklarına tedirgin giren her bir çocuk için ayrı ayrı üzüldüm. Kendi çocuklarımın başlarını kaygısız bir şekilde yastıklarına koyabilmelerinin ne büyük bir nimet olduğunu bir kez daha anladım. Ve Mustafa Kemal denen o eşsiz adama bir kez daha minnet duydum.

• İranlılar savaş sırasında kafileler hâlinde ülkelerini terk etmediler. Tam aksine sokaklara çıkıp ülkelerine sahip çıktılar. Körfez Savaşı sırasında Irak’ta, daha dün Suriye’de olanları hatırlayınca şunu fark ettim: Sınırlarınızı siz çizmişseniz farklı, başkaları çizmişse farklı davranıyorsunuz.

• Bu yüzden “Benzer bir durumda Anadolu halkları ne yapardı?” sorusunun aslında ne kadar anlamsız olduğunu düşündüm. Ve bu topraklarda doğmuş olmanın ne büyük bir ayrıcalık olduğunu bir kez daha hissettim.

• Petrodolarla kurulmuş yapay ülkelerde yaşanan su ve gıda sıkıntısını görünce petrolün yenmediğini, toprağın ise ana olduğunu bir kez daha anladım.

• Gerek bu savaş sırasında, gerekse önceki yıllarda özellikle İsrail’in yaptıklarına ve Ortadoğu’daki diğer dinci fanatiklerin yaptıklarına bakınca, her canlının insan olmadığını ve demokratik cumhuriyetin büyük bir erdem olduğunu bir kez daha anladım.

• Dünya gerçekten bir kurtlar sofrası. Bu sofrada ayakta kalabilmenin tek yolu güçlü olmaktır: güçlü bir ekonomi, güçlü bir akıl, güçlü bir teknoloji ve güçlü bir ordu…

Başlığı J. Reed’in Bolşevik Devrimi’ni anlattığı “Dünyayı Sarsan 10 Gün” adlı kitaba atıfla yazdım. Romanda bahsedilen o 10 gün gerçekten de izleyen yıllarda dünyayı sarstı ve dengeleri yeniden belirledi.

Bu savaş da uzarsa hepimizi etkileyen ekonomik ve sosyal sonuçları doğuracak. Büyük ihtimalle 1979 Petrol Krizi’ne benzer şekilde tüm dünya sarsılacak: artan petrol fiyatları, gübre fiyatları, artan enflasyon ve azalan küresel büyüme…

Demem o ki, “küresel bir stagflasyon” hiç de uzak değil. Bu bile dünya için atlatılabilir bir durum ama giriş kısmında bahsettiğim fanatiklerin nükleer dahil her haltı yapabileceğini unutmayalım.

Daha güzel bir dünya dileyelim.