Bir şehri tanımak sadece içerisinde hayatta kalmaya çalışmakla mümkün olmuyor. İyi yanlarını ve kötü yanlarını görebilmek, eleştirmek ve yeri geldiğinde sahiplenmekle mümkün oluyor. Bugün benimsediğimiz şehirler, yarın bizlerin görünmez kimliklerinde bulunan başarılarını, karakterini, gençliğini ve yaşlılığını şekillendiriyor. O zaman gelin benim gözümden Sakarya’ya birlikte bakalım.
Dengeli ama cesaretsiz.
Sakarya, gerek doğal güzellikleri gerekse iş imkânları açısından burada yaşayan bireyleri besleyen bir şehir. Şehir kalabalığından bunaldığında yeşillikler içinde dinlenebileceğin, deniz kenarında soluklanabileceğin, hafta sonu planları yapabileceğin birçok doğal alana ev sahipliği yapıyor. Bunun yanı sıra zengin sanayisi ve farklı iş kollarıyla, Sakarya’da yaşayanlara çeşitli seçenekler ve kolaylıklar sunuyor. Doğal güzellikleri ile sunduğu iş imkânlarının bir arada bulunması, bu şehri “dengeli” olarak tanımlamamıza neden oluyor.
Ancak şehir adına alınan kararların hayata geçmesinin uzun zaman alması büyükşehir mantığıyla örtüşmüyor; yeniliklere sahiplenici bir tutumla yaklaşılmaması ise Sakarya’yı “cesaretsiz” bir noktaya taşıyor.
Üretken ama vitrini güçsüz.
Sakarya, konumunun da etkisiyle sanayi alanında gelişmiş, yatırım gücü yüksek bir şehir. Gerek Türkiye’nin gerekse dünyanın birçok şehrinde Sakarya sanayisinin imzası bulunuyor. Ülke ihracatına sağladığı kayda değer katkı ise tartışmasız. Bu durum, aslında şehrin tevazuya dayalı karakterini de yansıtıyor. Sanayinin yanında tarım gibi hatırı sayılır güçlü yan karakterlere de sahip olan Sakarya, üretken bir şehir profilinde.
Ancak bu üretkenlik, güçlü bir kimlik olarak dönüştürülemiyor. Yetiştirdiği değerleri, tarıma sunduğu katkıyı ve sanayi gücünü markalaşmaya dönüştürmekte yetersiz kalması sonucunda Sakarya, halihazırda sahip olduğu üretken karakterine güçlü bir kimlik sunamıyor ve etkileyici bir vitrinde sergileyemiyor.
İnsan ölçüsünü kaybetmemiş ama mutsuz gençlik.
Sakarya, gerçek anlamda değerlerine, geleneklerine ve insanlarına önem veren bir şehir. Bu şehrin yerlileri hâlâ gelenek ve göreneklerini yerine getirme konusunda oldukça başarılı. Bazı mahallelerinde komşuluk kültürü sürüyor, çocuklar mahallede oyun oynuyor. Sokakta yardım isteyen bir insan garipsenmiyor ve bu yönleriyle Sakarya, insan ölçüsünü kaybetmemiş bir şehir olarak öne çıkıyor.
Ancak Sakarya, iki konuda insanlarına yetersiz kalıyor. Birincisi güvenlik; şehrin ne zaman, nerede silah ateşleneceğini kestiremiyorsun. Oturduğun bir oyun salonunda kendini adeta kurşunlarla yakar top oynarken bulabiliyorsun. Bu durum, şehre olan güvenin azalmasına ve insanların daha endişeli bir hayat sürmesine sebep oluyor.
Diğer yandan Sakarya’daki sosyal olanakların kısıtlı olması, şehri gençler için ya bir durak ya da terk edilmesi gereken bir yer hâline getiriyor. Hayal kurulabilir bir şehir olmaması, gençleri yeniliklere daha açık şehirlere ve ülkelere itiyor.
Demem o ki Sakarya’ya bu haliyle “yetersiz bir şehir” veya “kesinlikle çok güzel bir şehir” demek pek mümkün olmuyor. Ancak şunu söyleyebilirim ki, halihazırda var olan potansiyeli sağlam planlarla hızlı bir şekilde dönüştürmek hem şehrin hem de yerlilerinin geleceği için yeterli bir eylem olacaktır. Sahiplenelim ve dönüştürelim.