ABD'nin Vietnam'a saldırısı başta batılı öğrenci gençlik olmak üzere tüm dünyada "68 Kuşağı" adı verilen bir jenerasyonu ortaya çıkarmıştı. Vietnam bağımsızlığı için canını dişine takmış, tüm maddi imkânsızlıklarına rağmen esarete karşı Vietkong ile destansı bir direniş yazıyordu.
Nihayet yirmi yıl süren bu savaşı Vietnam halkı kazanmış, haydut devlet olan ABD, onca askeri gücüne rağmen yenilmekten kurtulamamıştı.
Bu bize şunu göstermiştir: Savaşı sadece askeri güç ile kazanamazsınız.
Tıpkı ABD'nin Vietnam'ı yenemediği gibi İsrail'in de üstün askeri kapasitesi ile uyguladığı abluka, katliam ve soykırım politikalarına rağmen Gazze'yi yenemeyecek oluşu net bir gerçektir.
Gazze, bugün artık insanlığın ortak vicdan ve onur meselesi hâline gelmiştir. Bu nedenle de direniş sadece Gazze'de değil, dalga dalga yeryüzünün her noktasına yayılmış durumdadır.
Böylece İsrail faşizmine karşı yaklaşmakta olan küresel bir ayaklanmanın ayak sesleri her geçen gün biraz daha gür duyulmaktadır.
Tuhaftır ki, Gazze hakkında Arap ve İslâm dünyasının sessizliğine karşın batı kamuoyu ve STK'ları daha etkin bir tavır alarak, İsrail'in katliam ve soykırım politikalarını protesto eden seri kitlesel eylemler gerçekleştirmektedir.
Özellikle İspanya bu konuda hem sivil hem de resmi devlet organları vasıtasıyla yoğun bir reaksiyon göstermektedir.
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez'in "İspanya tarihin doğru tarafında duruyor. Gazze'de yaşananlar bir soykırımdır." beyanı tam da durulması gereken yeri işaret etmektedir.
Batılı akademisyenler, sanatçılar, edebiyatçılar yani entelijansiya hemen her platformda Gazze'yi savunmanın insanlığın ve insan kalmanın önemli bir ölçütü olduğunu dile getirmektedirler.
Avrupa parlamentolarında İsrail faşizmine karşı giderek yaygınlaşan tepkiler, Gazze için umutları yeşerten bir iklim oluşturuyor ve direnişi canlı tutuyor.
Son olarak "Küresel Kararlılık Filosu" adıyla İspanya'dan Akdeniz'e açılarak ablukayı kırmak üzere aralarında Türk aktivistlerin de olduğu "SUMUD" filosu Gazze'ye doğru yola çıkmış, böylece direnişi uluslararası bir boyuta taşımışlardır.
Türkiye, tüm bu süreçleri rasyonel biçimde yakından takip etmekte, diplomatik yolların dışında kalan olası tüm senaryolara karşı hazırlıklarını sürdürmektedir.
Bam telimiz olan bu hassasiyetimiz, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın;
"Diplomasinin dili nezakettir, Türkiye’nin dış politikası da barış odaklıdır. Fakat bu demek değildir ki hadsizlikler karşısında susacak, sinecek veya geri adım atacağız. Asla…
Gerilimden beslenenlerin, bölgemizi kan deryasına çevirmek isteyenlerin, coğrafyamızda istikrarsızlığı körükleyenlerin karşısında tarih boyunca olduğu gibi bugün de yarın da inşallah dimdik ayakta duracağız.
İsrail’in vahşi saldırıları altında hayatta kalma mücadelesi veren Gazzeli mazlumların yanında olmamızı kimse engelleyemez.
Suriye’den Yemen’e, Lübnan’dan Katar’a İsrail haydutluğunun hedefi olan tüm kardeşlerimizle tam bir dayanışma içinde olmayı sürdüreceğiz.
Faili ister örgüt ister devlet olsun, terör ve katliam bir akıl kilitlenmesidir.
Bölgemizi esir alan bu kanlı kilit, inşallah eninde sonunda kırılacaktır.
Zulümle, soykırımla, barbarlıkla, masum çocukların hayatları pahasına kendilerine güvenli bir gelecek inşa edeceklerini zannedenler, tarihteki niceleri gibi mutlaka kaybedecek, döktükleri kanda boğulacaklardır.
Bu akıbetten kaçış, kurtuluş yoktur.
Biz asırlarca İslam’ın bayraktarlığını üstlenen bir milletin efradı olarak 400 yıl Kudüs-ü Şerif’e hizmetkârlık yapmanın şerefini yaşadık.
“La ilahe illallah, İbrahim Halilullah” ifadesinde anlamını bulan hürmet, hikmet, hoşgörüyle bu övülmüş şehri tüm inanç mensupları için yüzyıllar boyunca bir barış ve esenlik yurdu haline getirdik.
Müslümanlar gibi Hristiyanların ve Musevilerin de hakkına riayet ettik.
Bugün de şairin ifadesiyle “kalbimizin yarısı Mekke, diğer yarısı Medine’dir; bunların üstünde de bir tül misali Kudüs vardır.”
Kudüs, bizimle birlikte 2 milyarlık İslam âleminin ortak davası, hafızası ve ortak mirasıdır.
“Arzın üstünde bir sancak, görkemli bir çınar” olarak gördüğümüz Kudüs-ü Şerif’i namahrem ellerin kirletmesine izin vermeyiz.
Biliyorum, Hitler özentisi tiplerin kuyruk acısı belki de hiç geçmeyecek.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığımızda, bundan 27 yıl önce ortaya koyduğumuz dirayetli tavrı belki de hiçbir zaman unutmayacaklar.
Varsın onlar öfke nöbetleri geçirmeye devam etsin.
Biz Müslümanlar olarak Doğu Kudüs üzerindeki haklarımızdan tek bir geri adım dahi atmayacağız.
Bütün semavi dinlerce kutsal kabul edilen Kudüs’ün tekrar barış, huzur ve güven şehri olması için mücadelemiz sarsılmaz bir azimle hız kesmeden, gerilemeden, gevşemeden inşallah devam edecektir.
Aynı şekilde, 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız, egemen, toprak bütünlüğü haiz bir Filistin devletinin kurulması için de tüm gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz." İfadelerine yürekten katılıyoruz ve müteşekkiriz.
İsrail için yolun sonu yaklaşmıştır.
ABD'nin BM'deki veto kartı ile İsrail'e katliamları ve soykırımı sürdürebilmesi için yol veren siyasal desteği de bir süre sonra İsrail'i kurtarmaya yetmeyecektir.
Bir grup ülkenin Filistin'i açık bir beyanla tanımaları önemli bir adımdır. ABD'de dünya kamuoyu önünde Türkiye'nin net tutumunu bir defa daha duyuran Cumhurbaşkanımız, "Dünya beşten büyüktür! " şiarının da ardında durmuştur.
Demir Yumruk-kubbe'nin zalimin başına ineceği günlere ramak kalmıştır. Ecdadımızın kırmızı çizgisi olan kutsal emanetimiz için Osmanlı tokadı yemekten çekinen terörist İsrail temsilcisinin son söylemleri ise bu hazımsız paniğin ispatıdır.
Soyu kirli eli kanlı zalim İsrail'in sonunun da Hitler gibi olacağı çok yakındır.
Kudüs'te şükür namazı kılacağımız kardan beyaz günlerde buluşmak dileğiyle...