Peşinen ifade edeyim bu yazı bir “Selçuk Doğuş güzellemesi” değildir.

Sakarya İl Emniyet Müdürü Selçuk Doğuş geçtiğimiz günlerde yayınlanan kararnameyle Emniyet Genel Müdürlüğü emrine alındı. Diğer bir deyişle kızağa çekildi.  Haliyle sevinenler de oldu, benim gibi üzülenler de… Üzülenler “hadi yaa” deyip eseflendiler. Sevinenler “nihayet ohh bee” deyip keyiflendiler. Sevinenlerin bazıları “ben kaydırdım ayağını” anlamında şeyler söyleyerek kendilerine pay biçtiler. Bu noktaya en son değineceğim…

Kimmiş bu Selçuk Doğuş? 

Mesleğinin en başından itibaren terörle mücadele, organize suçlarla mücadele etmiş, polislik sezgileri çok gelişmiş, zeki ve tecrübeli bir polis. Ülke zor dönemlerden geçerken 17-25 Aralık, 15 Temmuz’da, herkesin köşe bucak saklandığı dönemde vatanın namusunu korumak için savaşmış bir polis.

Peki ne yapmış ola ki bu Selçuk Doğuş, kızağa çekildi?

Uyuşturucu ile mücadele ederek girilemez denilen yerlere girmiş. Sokaklarda zombi gibi sallanan müptezelleri dağıtmış. Sakarya cadde ve sokaklarını geceleri daha güvenli hale getirmiş. Atamaları sağdan soldan gelen taleplere göre değil ihtiyaçlara göre ve görevlerin daha iyi yapılması için adilce yapmaya çalışmış. Ekipleri gece gündüz koşturarak asayişi daha iyi seviyeye getirmiş. Halkın sesine kulak vermiş. Vali, Jandarma Komutanı, Başsavcı ve Belediye Başkanı ile uyum içerisinde çalışmış. Polemiklerden uzak durmuş, kişisel husumetlerden kaçınmış. Emniyet Müdürlüğü Binası ile evi dışında başka bir mekân edinmemiş. Devletin olduğu yerde kimse mafyacılık, eşkıyalık yapamaz demiş. Toplumsal hassasiyetin yüksek olduğu Sakarya’da hiçbir toplumsal olayın olmasına fırsat vermemiş. Kayseri olayının benzerinin Sakarya’da da sahnelenmesine aldığı tedbirlerle fırsat vermemiş. Personelinin daha güvenli ve özverili çalışabilmesi için “kötü polis” rolünü kendisi göğüsleyip emrindeki müdür ve memurları canavarlara yem etmemiş. Gösterişten uzak ve sade bir yaşam sürmüş. Velhasıl omurgalı bir duruş sergilemiş, kişi ve olaylara göre şekilden şekle girmemiş.

Yukarıda yazdıklarım olması gereken. Selçuk Doğuş olması gerekeni yaptığı için cezalandırıldı.

Oysa biz şovmen seviyoruz. Kameramanı kuyruğuna takıp şirin baba gibi dolaşmalıydı. Lüks mekanlarda zengin ve etrafı olanların sofralarının neşe kaynağı olmalıydı. Otel lobilerinde, ağababaların uğrak mekanlarında, göl kenarındaki kalbur üstü mekanlarda kaykıla kaykıla, yayıla yayıla oturup ben buradayım demeliydi. İleride “ilazım” olur düşüncesiyle kendisine zengin dostlar edinmeliydi.

Kusura bakmasın da kendisi için hiçbir şey yapmayan bir müdürün bizler yani Sakarya ve Sakaryalılar için en nihayetinde vatan için mücadele etmiş olmasını, ömründen ve konforundan fedakârlık yapmış olmasını anlayışla karşılamayız. Sevgi ve sempatiyle bakmamız mümkün değildir.

Selçuk Doğuş bizim kriterlerimizin dışında kaldı. Bize fazla geldi.  Fakat, Namık Kemal der ki:

“Yere düşmekle cevher, sâkıt olmaz kadr-ü kıymetden”

Allah yolunu açık etsin!

Bu arada belirtmezsem olmaz. Selçuk Doğuş’un merkeze alınması kimsenin zaferi değildir. Selçuk Doğuş’u ben gönderttim, ben bitirdim diyenlerin gözüne Nedim Şener’in Hürriyet gazetesinde 19 Eylül tarihinde yazdığı köşe yazısını sokabilirsiniz!

************

Makarnacıya sesi çıkmayanlar…

Şaşırılması, sorgulanması gereken mevzulara o kadar çok alıştık ki. Olayları, kişileri yargılarken ‘insan odaklı’ bakamıyoruz.

Coşkunlar Havai Fişek fabrikasında patlama yaşandı. Vefat edenler, yaralananlar oldu. Devamında fabrika sahibi dahil çok sayıda isim gözaltına alındı, patron dahil olayda sorumluluğu olanlar tutuklandı. Yani olması gereken oldu.

Yine benim şehrimde yine aynı ilçe sınırları içerisinde makarna fabrikasında patlama oldu. Vefat edenler, yaralananlar oldu. Patron gözaltına bile alınmadı. Sorumluluğu olduğu düşünülen isimler gözaltına alındı. Mahkemeleri görüldü ve sonrasında içeridekilerin hepsi salıverildi.

İki olayı niye aynı yazıya konu ettim. Havai fişek fabrikası davasını takip edenler, patronu mahkemeden önce idam etmek isteyenleri makarna fabrikası davasında göremedik. Makarna fabrikasında ölenler insan değil miydi? Onların anaları babaları, çocukları yok muydu?

Bu yazıyı okuyan herkese soruyorum. Havai fişek fabrikası davasını takip eden hatta aslan, kaplan kesilen siyasetçi, sendikacı sözüm ona solcu, sosyalistler makarnacıya niye ses çıkarmadı, ya da çıkaramadı?

Meseleye insan odaklı değil ideolojik bakıldığı için havai fişekte aslan, kaplan kesilenler, çok parası olduğu için mi makarnacıya ses çıkaramadılar? Şöyle bir yorum yapılsa “Sosyalistlerin, sözüm ona adalet savaşçılarının sesi paranın miktarına göre çıkıyor” dense kızılca kıyamet kopar. Klavye başına geçenler bu yorumu yapanı topa tutarlar.

Meseleyi çok uzatmayacağım. İnsan olabilen herkes ne demeye çalıştığımı anlamıştır.