Cumhuriyetin ilk yıllarında laiklik esas alınarak yönetilen ülkemiz, çok partili döneme geçişte bazı partilerin dini kullanarak oy arttırma tekniğiyle resmen siyasal İslam’la tanıştı.
Günümüz Türkiye’sinde ise siyasal İslam sadece partide değil, gerek toplumsal kültürümüzde gerekse devlet politikaları içerisinde yer alıyor. Milli Görüş anlayışı ise yerini muhafazakâr demokrat politikasına bıraktı.
Oysa bizim ülkemizde hem muhafazakâr hem de seküler kesimin, Müslüman veya gayrimüslim kişilerin tek bir ortak hayali vardı: Toplumsal düzen.
İnsan haklarının korunduğu bir düzen… Suçluların ya da suçlu olma potansiyeli taşıyan insanların cehennemle değil, bu dünyadaki yaptırımlarla korkutulduğu bir düzen… Vatandaş kayırmanın ya da kutuplaşmanın yapılmadığı bir düzen…
Toplumu kutuplaştırdığı yetmiyormuş gibi bir de dini alt başlıklara bölmeyen bir toplumsal düzendi istenilen.
Toplumu ayrıştıran “siz” gibi hitaplar yerine, bütünleştiren “biz” hitaplarının kullanıldığı bir düzen. Herkesin işini layığıyla yaptığı, kandırmacanın olmadığı… Saygı ve sevginin öncelik olduğu bir toplumsal düzen.
Dinin arkasına saklanmadan, şeffaf ve açık yürekli bir toplum düzeniydi istenilen.
Türkiye Cumhuriyeti’nde bulunan her bir bireyin dinini özgürce yaşadığı; lakin devlet işlerinde laikliğin esas alındığı bir toplum düzeniydi.
Diyanet yetkililerinin sadece dini konularda söz aldığı, toplumsal konular ve devlet politikalarında geri planda kaldığı bir toplumsal düzendi istenilen.
Dinin ticarete (katkı payı), eğitim sistemine, adalet sistemine ve sağlık sektörüne karıştırılmadığı bir toplumsal düzendi istenilen.
Asıl istenilen; dışarıya görünüşü Mekke, özünde Paris olan bireylerin var olmadığı, dinin bu tür bireyler sebebiyle yanlış anlaşılmalara kurban gitmediği, dürüstlüğün, adaletin ve eşitliğin hâkim olduğu bir toplumsal düzendi.
Uzun lafın kısası; bizim ülkemizde arzulanan şey, dinin çıkar için kullanılan inançlara, siyasete alet edilmesi değil; dinin inananın kalbinde değerli kalmasıydı.
Bizim ülkemizin ihtiyacı olan şey ise, dinin gölgesinde yeşermeye çalışan politikalar değil; akıl, bilim ve adaletle sulanmış bir devlet anlayışıdır.
Çünkü gerçek toplumsal düzen ve barış; eşitliğin, adaletin ve özgürlüğün birlikte yaşatıldığı bir düzende hayat bulur.
Siyasal İslam ve Toplumsal Düzen
Tuğba Eğlengül
Yorumlar