Çocuk Adamlar, Çocuk Hanımlar…
Günümüz çocuklarına baktığımda tek gördüğüm şey: aciliyet.
Yaşlarından büyük görünmeye, büyük tavırlar takınmaya, büyük işlere kalkışmaya duydukları bir acele hali var. 15 yaşındaki çocuklar, 25 yaşın sohbetini şimdiden yapıyor, havasını erkenden solumaya çalışıyor. Bugününü yaşamadan, yarınından tüketiyor.
Farkında değiller ki; bugün, özlenecek ve hatıralarda yaşatılacak bir geçmiş olacak.
Yarın ise, zaten hep yaşanılmak üzere orada bekliyor olacak.
Ama çocuklar bunu bilmeden, zamanlarının ötesinde bir yerlerde yaşıyorlar…
Şimdi çocukluk; boyut olarak ayaklarına tam oturan, ancak şekil olarak onlara ait olmayan absürt bir ayakkabıya dönüştü.
Mahalle arkadaşları sanal dostlarla takas edildi.
Sokak oyunlarının yerini kamera pozları aldı.
Neşeli ve heyecan dolu sohbetleri, cool bakışlar susturdu.
Ceketler ve sohbetler büyüdü, yaşlar geride kaldı.
Bedenler süslendi, çocuk ruhlar gizlendi.
Kendi çocukluğumu düşününce;
16 yaşıma kadar sokakta top koşturduğumuz anılar geliyor aklıma...
Sandviçlerle kaldırım kenarında akşam ezanına kadar yaptığımız sohbetler,
ip atlamalarımız, misket kavgalarımız...
Gösterişten uzak giysilerimiz, koşmaktan yıpranmış ayakkabılarımız…
Sadece on dakika daha fazla oynamak için ettiğimiz ısrarlar,
Arkadaşlarımızı çağırmak için çaldığımız dış kapılar,
Bizimle arkadaş olan esnaf abilerimiz-ablalarımız…
Ve komşularımızın, akşam eve dönerken annemize ve babamıza gönderdiği selamlar…
Elbette benim de hızlı büyümek istediğim, yetişkinlere özendiğim zamanlar oldu.
Herkes gibi...
Ama ben, vaktinde yaşımı yaşamayı bildim.
Bugün dönüp geriye baktığımda özlediğim şey; yaşayamadığım bir çocukluk değil,
doyasıya, telaşsız ve içten yaşadığım gerçek bir çocukluk.
Çocukluktan gençliğe, gençlikten yaşlılığa…
Büyümek; kıyafetlerle, sert bakışlarla ya da yaşından büyük sohbetlerle değil,
her dönemi doyasıya yaşayıp tadını çıkararak, tam zamanında tükettiğin evrelerin sana kazandırdığı olgunlukla mümkündür.