Sol şeritte 6.vites hızıyla, glikoz şerbeti tadında, kuş tüyü hafifliğinde, pembe gözlüklerle rüya gibi başlayan yapay ilişkiler.
Takip mesafesini korumadan hayatimizin merkezi yaptığımız ilişkilerimiz, süslü kelimelerle kulakları cezbeden ithamlarımız, “sen varsan varım, sen yoksan? Ben bir hiçim” eylemi içerisindeki âcizane ilişkilerimiz.
Bu ilişki kategorisine; özel hayatımız, arkadaşlıklarımız, iş hayatımız dahildir.
İlişkisi kaliteli olmayan, özü çürük, içi kof, dışı hoş, bomboş balon ilişkilerimiz.
Nefsi ve menfaati kadar süre gelen ilişkiler.
Çıkar ilişkilerinin çıkışlara girememesi bunun ispatıdır.
Herkes vefasızlıktan, samimiyetsizlikten, saygısızlık ve halisane olmayan niyetlerden şikayetçi olduğu halde, “ne yapalım bu zaman böyle!” diyerek sözüm ona zamana ayak uyduruyor.
Ayak uydurmak yerine ayak diremeyi tercih ettiğimizde olumsuzluklara uydurulan ayaklar topluluğundan, olumlu davranışlara adım atışlar topluluğu oluşacaktır.
Çünkü; BİRLİKTEN, DİRLİK DOĞAR.
Olumsuzluklara ayak uydurmakla, olumlu davranışlara ayak direme arasındaki farkı fark ettiğimizde olumlu farkındalıklar başlayacaktır.
“Eskiden her şey güzeldi” diye başlayıp, eskimeyen onurlu davranışlara duyulan özlem neden?
Zamanda mı suç?
Değerlerimizi, insani ilişkilerimizi kaybettiğimiz için bizlerde mi?
Zamana ayak uydurmaktan kasıt, insanlıktan çıkmak mı?
Zaman denen değirmende, değerlerimizi un ufak yapıp, gönlü boş, ruhu boş, elleri bomboş sorunlarla dolu insancıklar topluluğu oluşması mı?
Peki çözüm nedir?
Değişim bir kişiyle başlar.
Sen değişirsen dünya değişir, her şey herkes değişir. İnsan inandığı gibi yaşamazsa yaşadığı gibi inanır ve inancı üzere ölür ve öldüğü inançla diriltilir. İnandığın gibi yaşa, senin için değerli olan değerlerinle yaşa ki dünya ve ahiret hayatın huzurlu olsun.
Bal içine düşen sinekli ilişkiler değil. Gül kokusun da, nimet bereketinde, su azizliğinde rahmani ve hakkaniyetli insanî ilişkilerimiz olması temennisiyle.