Atatürk İlkelerine,

İlkelerimize sahip çıkmalıyız her geçen gün daha da çok.

Neden mi???

Hatırlayalım o zaman hep birlikte biraz.

....

“Cumhuriyet, ahlâkî fazilete dayanan bir idaredir.

Cumhuriyet fazilettir.

Sultanlık, korku ve tehdide dayanan bir idaredir.

Cumhuriyet idaresi, faziletli ve namuslu insanlar yetiştirir.

Sultanlık, korkuya ve tehdide dayandığı için korkak, alçak, sefil ve rezil insanlar yetiştirir.

Aradaki fark bunlardan ibarettir.”

“Türk milletinin tabiat ve adetlerine en uygun idare Cumhuriyet idaresidir.”

“Hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki Cumhuriyet, sizden, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.”

Tüm bu söylemler Mustafa Kemel Atatürk' ündür.

Eğer keyfiyete göre yönetilmek,

Yönetimi,

Her gelenin şahsiyetine bırakmak istemiyorsak,

Çağdaş bir Türkiye' yi hedefliyorsak hep birlikte,

Eğer,

Erdemli,

Fikri hür,

Vicdanı hür,

İrfanı hür nesiller yetiştirmek istiyorsak,

Sarılmalıyız o hâlde Atatürk' ün "CUMHURİYETÇİLİK" ilkesine sıkı sıkı.

....

"Anladık ki,

Kabahatimiz kendimizi unutmaklığımızmış.

Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak, evvelâ biz,

Kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hisseden, fikren, fiilen bütün tavır ve harekâtımızla gösterelim.

Bilelim ki,

Millî benliğini bulamayan milletler başka milletlerin avıdır” demiştir Mustafa Kemal Atatürk.

Eğer başka milletlerin avı olmak istemiyorsak,

Bağımsızlığımızı korumak,

Millet olarak öz kimliğimize sahip çıkmak istiyorsak,

Eğer Atatürk gibi,

"Hürriyet ve İstiklâl benim karekterimdir" diyorsak,

Bencillik istemiyorsak,

Dağıtıcı değil bütünleştirici olmaktan yanaysak,

Eğer,

Övünçte,

Sevinçte,

Gururda,

Zorda,

Darda,

Kederde,

Tasada,

Her duyguda ve her koşulda bir olmayı arzu ediyorsak,

Atalarımızdan genetik miras olarak getirdiğimiz o birlik duygusuyla,

Hep birlikte,

Hep bir ağızdan,

"NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE" diyebilmeli ve "MİLLİYETÇİLİĞE" sarılmalıyız sıkı sıkıya.

....

Eğer sınıf ayrılıklarından rahatsız oluyorsak (ki haklı olarak),

Eğer sadece ve sadece egemen bir gücün yönettiği kitle olmak istemiyorsak,

Eğer,

Büyük Önderimizin dediği gibi, “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına,

Türk milleti denir” sözünü benimsiyorsak,

Halkı,

Sınıfsız ve ayrıcalıksız bir kitle olarak tanımlayıp öyle de görmek istiyorsak,

Kuvvetin ve kudretin,

Egemenliğin,

Yönetimin doğrudan doğruya halka verilmesini bekliyorsak,

Demokratik ve tam bir halk hükümeti tercih ediyorsak,

Eğer kendi (halk) çabalarımızla,

Kendi kendimizin (halk) çıkarları uğruna birleşmek istiyorsak,

Eğer,

Tahtların,

Koltukların egemenliğine değil,

Egemenliğin kayıtsız,

Şartsız milletin elinde olması gerektiğine inanıyorsak,

"HALKÇILIĞA" sarılmalıyız sıkı sıkı.

....

“Memleketimiz üzerinde istilâ emellerini besleyecek olanların her türlü ümitlerini kıracak surette, siyasette, idarede ve iktisatta kuvvetli olmak gerekir."

“Siyasal, askerî zaferler ne denli büyük olursa olsun, iktisat zaferleri ile taçlandırılmazlar ise elde edilen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner. "

“Düşmanlara karşı en kuvvetli silâhımız, iktisat hayatındaki genişleme, sağlamlık ve başarı olacaktır.”

“İktisat politikamızın mühim gayelerinden biri de umumî menfaatleri doğrudan doğruya ilgilendirecek iktisadî kuruluşları ve teşebbüsleri malî ve teknik kudretimizin müsaadesi oranında devletleştirmedir.” sözleriyle,

Atatürk her fırsatta yineliyor; iktisadi gücün,

Devlet için dışarıya karşı ne büyük bir kuvvet olduğunu.

Elimizde bulunan ve devlet olarak,

Ülke olarak,

Ekonomik anlamda bizi başkaları karşısında güçlü kılacak olan değerlerimizden,

Kaynaklarımızdan,

Kurum ve kuruluşlarımızdan vazgeçmenin,

Parsel parsel her birini satmanın yanlış olduğunu görebiliyorsak,

Güçlü bir devletin,

İktisadi anlamda güçlenmesi gerektiğini,

Bunun için de,

Devletin güçlü bir sanayi,

Güçlü bir tarım politikası olması gerekliliğini savunuyorsak,

Bize bağışlanmış onca yenetek,

Sunulmuş onlarca zenginlik kaynağını en iyi şekilde kullanmak,

Daha da zenginleştirmek,

Geliştirmek,

Ve her birinden maksimum derecede fayda sağlayabilmek istiyorsak,

Ayrıca da,

Her daim ayağımıza dolanan,

Gücümüzden güç kaybettiren eğitimsizlik,

Cahillik gibi terimlerden uzak olmak istiyorsak artık,

Atatürk' ün

"DEVLETÇİLİK" ilkesine sarılmalıyız sıkı sıkıya.

....

Dinin,

Şahsi yararlar uğruna kullanılmasının yanlışlığına inanıyorsak,

Vicdan hürriyetini korumak istiyorsak,

Düşünce hürriyetine,

Devletin tarafsız bir davranış içinde saygı göstermesi gerektiğini savunuyorsak,

Din ve inanışların hiçbir şekilde devlet ve dünya işlerine karıştırılmaması gerektiğini savunuyor,

Bunun da "Din düşmanlığı"ndan değil,

Dinin Allah ile kul arasında yaşanması gerekliliğinden olduğunu biliyorsak,

Atatürk' ün anlatmak istediği gibi,

Bütün yurttaşların,

Vicdanlarının emrettiği şekilde dine karşı durumlarını kararlaştırmakta serbest olmaları gerektiğine ve devletin de bu hak ve özgürlükleri koruyacak,

Yürütecek güvenceyi getirmesi ve uygulamasının zorunluluğuna inanıyorsak,

"LÂİLLİK" ilkesine sarılmalıyız sıkı sıkı.

(Atatürk' e "dinsiz" deyip de günaha girmeyelim artık lütfen.

Onu ve onun Allah yolundaki yolculuğunu bilen, sorgulabilen yine Allah olmalıdır.

Atatürk derki;

"Görürsünüz ki;

Milleti mahveden, esir eden, harab eden fenalıklar hep din örtüsü altındaki küfür ve kötülüklerden gelmiştir.

Baylar ve hey millet,

İyi biliniz ki,

Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz.

En doğru ve en hakikî tarikat, medeniyet tarikatıdır, medeniyet yoludur”.

Sonuç olarak,

Laiklik ilkesinde din değil,

Dinin siyaset aracı olarak kullanılması akıl ve mantık dışıdır.)

....

Yeniliğe,

Değişime,

Gelişime açık olmaksa istediğimiz,

Aydın bir Türkiye ise hedeflediğimiz,

Dünya üzerinde,

Koşanları yakalayabilmek,

Şahlanıp giden ülkelere yetişebilmek için,

Atatürk' ün "İNKLAPÇILIK" ilkesine sarılmalıyız sıkı sıkıya.

....

Atatürk ilkeleri,

Aynı zamanda Atatürk' ün devlet anlayışını da ortaya koymaktadır.

"Ulus devleti" demiştir o,

"Tam bağımsızlık",

"Ulusal egemenlik",

"Çağdaşlaşma" demiştir Atatürk.

Peki hangisidir yanlış olan bunlardan!!!

Hangisi,

Kime,

Nasıl ters gelebiliyor acaba!!!

Ulus devleti olmak mı yanlış bulunan!

Tam bağımsızlık mı birilerini rahatsız eden!

Ulusal egemenlik mi kimilerinin içine kaygı düşüren!

Çağdaşlaşma yolunda atılan adımlar mı yoksa huzursuzluk veren!

....

Onurlu,

Şerefli,

Güçlü,

Çağdaş,

Çalışkan,

Üreten,

Kendi kurallarıyla hareket eden,

Milli benliğini koruyarak,

Tam bağımsız bir ulus olarak yaşamak değil mi hepimizdeki ortak gaye!!!

İşte bu nedenledir ki,

Sadece ezberlenip ezberlenip geçilmemeli,

Bilinmeli

Benimsenmeli,

Çok iyi anlaşılmalıdır Atatürk İlkeleri.

Dışarıda-içeride sözümüz,

Millet olarak ortak dilimizdir her biri bu ilkerin.

Her biri bu milletin,

Bu toplumun,

Bizlerin düzeni için.

....

Unutulmasın ki;

Ne zaman kendi sözü,

Kendi kuralları bitip de,

Artık başkalarının sözleri ve kuralları ile yaşamaya başlar bir ulus,

İşte o vakit iş işten geçmiş demektir çoktan.

....

'İş işten geçmeden, ilkelerimize, topraklarımıza, bağımsızlığımıza sıkı sıkıya sarılabilmek dileğiyle...'