Her hafta yeni bir krizle başlıyor memleket. Gün aşırı değişen küçük krizlerle süsleniyor günler.
Alınan yeni kararlar, haftada bir değişen yönetmelikler, aylarca çözülemeyen davalar, insanların bireysel mücadeleleri, iç karartıcı haberler, yerli yersiz aflar ve o afların ardından gelen daha ağır haberler…
Sadece kulaktan dolma bilgilerle bile bir gününü bunlardan birine denk gelmeden geçirmek neredeyse imkânsız. Birde üzerine telefon ve sosyal medya eklenince, maruz kaldığımız kriz miktarı katlanıyor.
“Tatlı Sert” ve “Esra Erol” gibi programlar ise bu tablonun başka bir yüzü. Çoğu zaman sorunun kaynağını o programa çıkan insanlarda arıyoruz. Oysa mesele sadece bireysel değil. Bu programlar, aslında uzun süredir var olan bir boşluğu dolduruyor. Sosyal hizmetlerin yetişemediği yerde devreye giriyor, sistemin açığını kapatıyor. Diğer yandan ise bizlerin günlük kaos, drama ve öfke ihtiyacımızı tamamlıyor. İzliyoruz, şaşırıyoruz, ayıplıyoruz ve sonra unutuyoruz. Ardından sıradaki krize geçiyoruz.
Bu işin bir de “tepki” tarafı var. Ülkede tepkisiz insan sayısı az, bu iyi bir şey. Ama şu soruyu sormadan da geçemiyoruz: Bu tepkiler ne kadar gerçek?
Tepkilerin büyük çoğunluğu sosyal medyada veriliyor. Saat başı değişen gündemle birlikte, her konuya ayrı ayrı tepki gösteriyoruz. Ama bu hız, her bir tepkinin etkisini azaltıyor. Sürekli üzülmemiz, sürekli öfkelenmemiz, sürekli bir şeylere yetişmemiz gerekiyormuş gibi… Bir noktadan sonra zihin karışıyor: Şimdi hangi krize odaklanacağız?
Sabah paylaşılan zam mı?
Öğlen konuşulan hijyen skandalı mı?
Yeni cezalar mı?
Öğretmenlerin güvenliği mi?
Öğrencilerin mağduriyeti mi?
Emekliler mi?
Ev kiraları mı?
Sokak hayvanları mı?
Yıllardır çözülemeyen davalar mı?
Krizler çoğaldıkça, benzer olaylar tekrar ettikçe, çözümler gecikmeye başladı. Hatta çoğu zaman hiç gelmemeye. Çünkü dert bu kadar fazlayken, hangisinin gerçekten “öncelikli” olduğuna karar veremiyoruz. Ve bu kararsızlık, zamanla daha tehlikeli bir şeye dönüşüyor: Hiçbir şeyi tam anlamıyla dert etmemeye.
Unutmak, en hızlı çözüm haline geliyor. İnanılmaz etkili bu çözüm, biz halk tarafından da taçlandırıldı. Ve sonucunda Türkiye’nin seri üretim ürünü kriz, herkes tarafından onaylanıp, hayatımızda sessizce yerini aldı.
Üretiyoruz, tüketiyoruz…
Ve hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam ediyoruz.
Türkiye’nin Seri Üretim Ürünü: Kriz
Tuğba Eğlengül
Yorumlar