Çiftçi milletin efendisi olmaktan çıkıp ülkenin amelesi olmuştur. İstatistiklere göre yaklaşık olarak yüzde 48 oranında çiftçilikte azalma olmuştur.
Çiftçinin emeğinin zayi olduğu, alın terinin ekonomide basamak olarak kullanılıp ezildiği, hatta posasının çıktığı gözler önündedir.
Mazot, gübre, ilaçlama, işçilik giderlerinin tarlanın metre karesinden fazla rakamlara ulaşması, giderin geliri karşılamaması çiftçinin hevesini kaçırmıştır.
Tarım ve hayvancılık ekonomisi ülkenin temel gelir kaynaklarındandır.
Çiftçi hasat sonrasına düğün dernek alım ve ödeme işlerini bırakmaktadır. Böyle olunca mevcut beldede ekonomik olarak bir hareketlilik gözlenmektedir. Çiftçide olmayınca kimsede olmuyor; esnaf da mağdur oluyor. Bir yapbozun parçası gibi olan ekonominin en önemli parçası eksik olunca herkes mağdur oluyor.
Tarım, pandemi döneminde sekteye uğradı. Son zamanlardaki zamlarla da çiftçi çalıştığı toprağa diri diri gömüldü.
Kapısından haciz eksik olmayan yasal tefecilere yani bankalara borçlandırılan çiftçi kendi toprağında esir muamelesi görmektedir.
Burjuva kesimi işin kaymağını yerken kalbur altı kalan yurdum insanı kara kara düşünüp kara toprağı işleyemeyecek hâle gelmiştir.
Tarlada 1 lira, rafta 10 lira olarak satılan üründen emek hırsızı aracılar kazanırken kaybeden benim çiftçimse, bu durumu göz ardı eden herkes bu milletten özür dilemelidir.
Öyle atıp tutmayla istihdam tanınıp, kaşıkla verip kepçeyle almakla sadece insanları aç bırakırsınız. Aç kalan toplumlarda birbirlerini yer daha olmadı sizi de yer.
Üretim, çokuluslu ülkelerin himayesinde tohum ve gübre ihraç edilirken, tarım politikası uygulamaktadırlar. Girdi bütçesinin yüksek olması nedeniyle zamlar kaçınılmaz oluyor.
Küçük ölçekli ve büyük ölçekli çiftçi diye sınıflandırma yapıldığı zaman kazanan kooperatife bağlı çiftçi mi oluyor? Teknoloji ile üretim yapmak kaçınılmaz olmuştur. İnsan gücünün yetersiz kaldığı çok dekarlık arazilerde lüks değil ihtiyaçtır.
Çiftçiyi şahlandırmadan ekonomi coşmaz. Çiftçiye sahip çıkalım kalkınalım vesselam.