Bankada ufak bir işim vardı. Günün en sakin saatlerine denk getirirsem işlerimi çabucak hallederim dedim. Ne mümkün! İki vezne ötemde bir yaygaradır koptu. Yaşlı bir amca... Hâline bakılırsa kalıbı kıyafeti yerinde… Öyle apır sapır konuşacak birine de benzemiyordu. Vay efendim makbuzunun üstündeki tarih kısmına  neden 2023 yerine 2022 yazılmış. “Senin takvimlerden haberin yok herhâlde delikanlı!” deyip adam bir başladı, susturabilene aşk olsun. Öyle girdik demekle, geri geri saymalarla olmuyormuş. İnsan yaşadığı tarihi bilecekmiş önce! Nefes aldığı günü bir öncekinden farklı yaşarsa asıl o zaman her gün yeni olurmuş.

Daha önce de 21 Aralık'ın en uzun gece olmasına öfkelenmiş. Ne demekmiş o? Uzunluk bir insan boyu, bir bekleme süresi için olur, ömür uzun olur, yol uzun olurmuş... Hem yılın en uzun gecesiymiş de ne farkı oluyormuş diğer gecelerden? Hem kime göre uzunmuş? Kalkıp ölçülmüş mü? 

İnsan kızınca bilimsel tanımlara bile kafa tutabiliyormuş demek, dedim içimden. Baktım, yanımdaki teyze aldırma der gibi yaptı eliyle. Banka içine şöyle bir göz gezdirdim, herkes kendi derdine düşmüş, kimsenin adama dönüp de hak verecek ya da karşı çıkıp laf anlatacak hâli yok. Kimi atılan tarihten alıyor öfkesini, kimi elinde tuttuğu paradan çıkarıyor hıncını, kimi takipçi sayısından, kimi yaşından, kimi maaşından, kimi notundan... Mesele ikinin ya da ya da üçün yan yana gelmesi değil aslında. Mesele başka.

Yaşlı amca, işleminin düzelmesi için beklerken iyice köpürdü. Adam enikonu kendi kendine mırıldanmayı geçen bir ses tonuyla çatacak yer aradığı her hâlinden belli, yanıma kadar geldi. Baktı sadece yanım boş, söylene söylene oturdu. Elimde numara fişim, sıramı beklerken sessizce kendisini dinledim "Herkes yaşadığını kendi biliyor. Bir yıl bitmiş, ben başlamış mıydım bakalım!” diye yine açtı ağzını yumdu gözünü. Yok, biri çıkmış yeni yıl, yeni gün, her şeye yeni yeni deyip duruyor. Kim uyduruyorsa bu yeni masalını, gelsin bir de bana anlatsın!"

Bir Allah kulu da çıkıp tek kelime etmedi ya. Bir ara yatışmış, üzgün bir ses tonuyla “Takvimler ne bilecek benim bitenimi başlayanımı ya hu?” dedi. Sakinleşti sandım, sonra aniden tekrar harareti yükseldi. “Hava pusluysa bir ton laf yiyecek ya da çok yakıyor diye bunaldım dedirtecek. Güneş her gün doğuyor diye ülfet edecek. Batarken ya kimsenin umurunda olmayacak ya da yüzyıllar öncesinin âdetlerini hortlatırcasına güneşin batışına alkış tutulacak, kimi de  göğün renkten renge giren hâlini poz poz çekip döne döne ekranlarında paylaşacak. Bu muymuş şimdi yeni? Hani nerede yeni? Ben yeni bir şey görmüyorum, aynı tas aynı hamam! Yok, "Eylül de bizi bırakıp gitti.", "Yok ekimin nazı bir başka!", “Kasım bize iyiliklerle gel."… Bunlara alışınca bir de aralığın ortalarına gelince rakamları ağırlayıp uğurlama çıktı başımıza. Neymiş, 2021 bize etti edeceğini, 2022  bari insaflı olsa, 2023 inşallah pişman etmezsin bizi yaşadığımıza... Yok, daha neler! Oldu olacak bir de oturup konuşalım bakalım, ne kararları varmış, neyi öngörüyormuş zatışahaneleri hakkımızda!”

Bir ara göz göze geldik. Yarı mütebessim, dediklerini onaylar gibi yaptım başımla. Bunu cesaret bilerek babacan bir edayla yaklaştı: “Susuyorlar, düşünmüyorlar, sorgulamıyorlar, kimse gıkını bile çıkaramıyor.”  

İşlemim gerçekleşti. Amcayı fikirleriyle yapayalnız bırakmak içime sinmedi ama işim bittiği için müsaade istedim. Beni yolcu ederken “Benim buradaki işim daha bitmedi, sus payı alanlarla daha çok işim var kızım!” dedi.