Uzun zamandır spor, ekonomi ve bolca Sakarya hakkında yazılar yazıyorum köşelerimde.
Yıllar önce yazmaya başladığım denemeleri bırakmıştım, yakın bir tarihte yeniden kalemi elime almaya başladım ve fark ettim ki hayat bu kadar ciddiye almaya gelmiyor.
Hepimiz hayatımıza çok fazla anlamlar yüklüyoruz, yüklediğimiz anlamların içerisinde de kayboluyoruz. Yüklediğimiz anlamlar bizleri bir arayışın içerisine sürüklüyor sonrasında.
Dertlerimiz farklı, düşüncelerimiz değişik ancak aynı yola çıkıyor. Kimilerimizin geçim, kimilerimizin eğitim, gelişim, aşk, seyahat başta olmak üzere anlam yüklediği durumlar var.
Zamanı tutamıyorsunuz, tutamayacaksınız da. Hayat bildiği gibi akmaya devam edecek, bizler ise bu duruma kapılıp gideceğiz.
Hayat her zaman var olacak gibi yaşıyoruz, bazen önceliklerimizi erteliyor bir kenara bırakıyoruz. Zamanın su gibi aktığı bir ortamda yüklediğimiz bu anlamlara hapsolup gidiyoruz.
Hayat düşündüğünüz kadar ciddiye alınacak bir kavram değil. Sizin yüklediğiniz anlamlardan dolayı ciddiyete ulaşıyor.
Her bir gün bitecek, sonrasında yeniden doğacak. Sizler kaptırdığınız bu hayatın içinde belki de önemsiz bir not gibi göçeceksiniz.
Kendinizi sorgulamayı, yalnız kalmayı ve nereye gittiğinize hiç bakmadan koşar adım kapıldığınız bu dünyanın renginde gideceksiniz.
Hayat bir beyaz perdeye benzer, zaman gelir film başlar, her bir rengi görürsünüz, izlediğiniz bu filmde bazen ağlar bolca kahkaha atarsınız ancak süre dolduğunda perde kapanır, o kapıldığınız renkler tek bir renge bürünür. Kiminiz için beyaz, kiminiz için siyah.
Sorgulayın ve düşününün, hayat bu tabi ki yapmakla yükümlü olduklarınız var. Çalışmak gibi, bakmakla yükümlü olduğunuz aileniz gibi, ancak geriye bir bakın bakalım kaçınız aynaya bakıyorsunuz, yanlış anlamayın bu söylediklerimi. Kendinize vermediğiniz bu değeri, çok ciddiye aldığınız hayatınıza veriyorsunuz.
2015 yılı! Hayatımı sorgulamadığım en önemli dönüm noktasıdır. 18 yaşıma yeni girdiğim ve artık bir birey olarak çok ciddiye aldığım hayatım o günle birlikte yeniden şekil aldı.
Beyoğlu’nda Los Altos Gourment isimli bir mekan keşfetmiştim, gittim oturdum. Bir Türk Kahvesi söyledim, başladım düşünmeye, şimdi ne olacak sorusu beni almıştı kendimden. Üniversite hayatı, sonrası iş hayatı, ileride yuva kurma düşüncesi gibi cümleler sıkıştırıyordu beni, daha 18 yaşına girmiş bir delikanlıydım oysaki. Masada gördüğüm bir gazete vardı, 70’lerden kalma eski bir gazete. Şöyle bir göz attım, kaliteli duruyordu, küçüklüğümden beri hayalini yaşadığım gazeteci olmak düşüncesi o an sanki göz kırpmış gibiydi. Bir tutkuydu bu, o tutkuya kendimi kaptırdım gittim. Sayfaları arasında gördüğüm bir yazı vardı. Hayatı bu kadar ciddiye almayın. Kalın puntolarla yazılmış, etkileyici bir font ile.
Dönüm noktası olmuştu benim için, herkesin vardır bir dönüm noktası, yeter ki kaçırmayın satır aralarını. Almayın bu hayatı bu kadar ciddiye! Kalın sağlıcakla…