HAYATIN TATLARI VE HAYATIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Elime verildiğinde kırk günlüktü. Ben o doğduktan sonra onu kırk gün göremedim. Gözlerine baktım lacivertti. Saçları sapsarı bir bebek. Sırt üstü yatağa uzandım. Onu karnımın üstüne koydum. Kalbi kalbimle atıyordu, duyuyordum. Karnımı ufak ufak salladım, uyudu. Sıcaklığı yayıldı tüm bedenime. Ne saadetti yeğen sahibi olmak, ne saadet! Amcaydım oh ne mutlu bana, amcasıydım onun. O sarışın lacivert gözlü minik kızın. Onun için şarkı yazdım Rumeli ritm ve ezgileriyle.
...
Sen minicik kedicik
Sokuldun usulcacık
Okşadım sarı saçını
Elim, ellerim yandı
Sıcacıktın sıcacık
Seni sevdim bilmeden
Nasıl oldu anlamadım
Kalbim çıktı yerinden
Unuttum neydi adım
Göğsüme koydun başını
Senle birlikte ağladım
Duydum kalp atışını
Unuttum neydi adım
...
İşte o kız büyüdü, üniversiteyi bitirdi. Artık bir iş sahibi. Önümüzdeki hafta nişanlanıyor. Eylülde düğün. Heyecanlıyız dostlar. Yedi tepeli şehrimin erguvanını gelin etmek hem sevinç, hem hüzün sebebi.
...
Yedi tepeli şehrimin yedi erguvanı
Yedi bölgesi ülkemin yedi iklimi
Dünyamın yedi kıtası
Sesiyle çınlar yedi kule zindanları gibi geceler
Sabahlara zor erişir
Yedi göbek Rumelili
Yedi ayağı Anadolulu
Yedi veren gülü baharların
Yedi harikası dünyanın
Asmalı bahçesi Babilin
Ne çabuk büyüdün ne çabuk
Gelin gidiyorsun talihinle
Yedi kat yer kapansın ayaklarına
Yedi kat gök açsın kapılarını sonuna kadar
Minik kedim kanat takmış uçmaya,
Uçar kalmaz yedi güne..
Yedi günden yeni güne
Biz mahzun, biz gözü yaşlı
...
Lacivert gözlüm büyüdükçe yeşil gözlü oldu. Hala saçları sarı, onlar değişmedi. Siz bu satırları okuduğunuzda onun nişanına, İstanbul’a gitmiş olacağım. Bu yüzden yazılarıma bir iki hafta ara veriyorum.
Tekrar görüşmek üzere.