Ülkemizde 2020 yılında yapılan TÜİK’in 2019 yılını esas aldığı anket verilerine göre Türk halkının  varlıklı kesiminin yüzde 20’si gelirin yüzde 47,5’ini, yoksul kesimin yüzde 20’side gelirin sadece yüzde 5,9’unu alabiliyordu. Bu gelir paylaşımındaki adaletsizliğin göstergesidir.

Bu durumu ava çıkmış avcılara benzetirsek hayvanlarla özdeşleştirilen şu fıkrayla özetlemiş oluruz.

Aslan, eşek ve tilki ava çıkmışlar; bir geyiği vurup gelmişler. Aslan emretmiş.

“Şunu pay edin!”

Eşek avı üç eşit parçaya bölmüş, herkesin payını vermiş; ama aslan beğenmemiş.

“Hani benim aslan payım!”

Eşek, eşekliğinden olacak anlamamış.

“Ne demek aslan payı!”

Aslan bir pençede eşeği parçalamış, sonra, tilkiye dönmüş.

“Hadi, sen pay et!”

“Efendim sizin olduğunuz yerde pay etmek ne demek? Hepsi sizin, buyurun afiyetle yiyin!”

Aslan hayretle sormuş.

“Sen bunu kimden öğrendin?”

Tilki cevap olarak cansız yatan eşeği göstermiş.

 

Ekonomistler buna “Sosyal adalet” demiş biliyor musunuz?

 

Farkında mısınız, ekonomi zora girdiğinde her türlü yolsuzluk, her türlü yasa dışılık, en azından şık olmayan kazanç yolları artar. Fenomenler grubu, Terim fonu, Ponzi Mine Mumcu kâr ortaklığı bunların ortaya çıkarılanıdır. Birde gölgede kalmış, ya da hiç bilinmeyen daha kimler vardır, kim bilir. Belki birkaç istisna dışında hepsi güzellik salonu sahibi fenomenlerin çeşitli adlar altında 3.000 kişi olduğu düşünülürse sonucu varın siz hesaplayın. 600 kişilik bir grup oldukları söylenen fenomenlerden en ünlüleri ‘Şampiyonlar Ligi’ adıyla 25 kişi bir fotoğrafa giren fenomenlerdi. Bunların Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturulduğunu, kimilerine yurt dışı çıkış yasağı getirildiğini, kiminin mal varlığına el konduğunu, kiminin şirketlerine kayyum atandığını biliyoruz. İçlerinde tutuklananlarda var tabii. Birbirini hiç tanımazken bir araya nasıl getirildiklerini doğrusu  çok merak ediyorum. Kim veya kimler bu kadar büyük bir grubu oluşturabilir?        

 

2021 yılında yapılan başka bir araştırmaya göre asgari ücretle çalışan işçilerin oranı yüzde 48.7 idi. Günümüzde bu oranın yüzde 70’lere dayandığı söyleniyor. Asgari ücretin düzeyi düşünülürse içinde olduğumuz kötü durum ortaya çıkar. Bir kısım özel sektör işçisinin yüzde 20’si asgari ücretin altında çalıştırılıyor. İzlediği fim ve dizilerin etkisinde kalan, “atıyorum, oha, adamsın, sıkıntı yok, bi tık daha, bye,” sözcükleri dilinden düşmeyen, Lewi’s, Lee, Adidas, Puma, Nike, Benetton, Coton  gibi markalardan vazgeçmeyen, Donald’s, Pizza Hut, King Burger’de karnını doyuran, Sümerbank’ı bilmeyen, Cep Telefonu, Süpermarket, AVM, kredi kartı, bankamatik, barkod, on line, USB olmadan yaşayamayan gençler kolay ve çok para kazanma yolunu seçiyorlar. Her geçen gün olumsuz tablolarla bu yüzden karşı karşıya kalıyoruz.

 

Üretim ekonomisinden vazgeçmiş, eğitim kalitesi giderek düşen bir ülkede, asgari ücret görüşmelerinde, masada bulunan en düşüğü 60.000, en yükseği 98.000 tl aylık alan karar vericilerden 14.000-18.000 tl arasında bir ücret belirlenmesiyle gençler bu yoldan nasıl uzak tutulur bilen var mı?    

 

Yoksul çocukluk sıralamasında dünya ikinciliğimizle gençlere iyi örnek olmadığımız gibi iyi bir gelecek de bırakmıyoruz.