HAYATIN TATLARI VE HAYATIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Üst başımız ne kadar şık, ne kadar temiz, ne kadar gösterişli olsa bile işimiz kirli, yöntemimiz yönetimimiz kirli, sözcüklerimiz, dolaylı olarak dilimiz de kirli. Biz acaba bu kadar nasıl kirlendik hiç düşündünüz mü? Son zamanlarda çıkan örnekler bir ahlâk çöküşü yaşadığımızı göstermiyor mu? Kendisini “Güzellik Salonu” işletmeciliğiyle perdeleyerek kara para aklayan Dilan Polat, henüz 26 yaşında olmasına karşın 16 villa, 28 daire, 1 helikopter, 173 iş yeri ve 1 yat sahibi Şulemsi adıyla ünlü Şule Kayatürk, ‘sazan sarmalı' uygulamacısı Bahar Candan Kardeşler, Nevra Bilem (ve kim bilir daha ne kadarının) olayları bunun birer örneğidir. Bunları bizler cesaretlendirdik. “At binenin, kılıç kuşananın” diyen kim, tabi ki biziz; böylece gaspçılığı olağanlaştırdık. “Bal tutan parmağını yalar” diyen de biziz, şimdi hırsızlığı kimse yadırgamıyor neredeyse.
Yukarıda “sözcüklerimiz, dolaylı olarak dilimiz de kirli” dedik ya bunu dilimize giren yabancı (son zamanlarda en çok İngilizce olmak üzere Fransızca, İtayanca, İspanyolca) sözcüklerden görmek mümkün. O kadar geniş alanda yabancı sözcük kullanıyoruz ki, neredeyse güzelim dilimizi unutacağız. Çünkü sokaklarımızdan, caddelerimizden meydanlarımızdan Türkçeyi kovduk. Kişi adları dışında Türkçe adlı bir iş yeri, dükkân yok! Bir İngiliz, bir Fransız ülkemizin herhangi bir şehrine gelse ve sokaklarında dolaşsa kaybolmaz emin olun. Başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerimizi sömürgeleştirdiler sanki. Aydınlarımız ne yazık ki bu konuda son derece sessiz. Tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi. Siyaset derseniz onlar daha derin konular içinde, onları ellemeyin.
“Yemeyenin malını yerler” dedik, dolandırıcılara, hazıra konanlara bütün kapıları açtık. “Devletin malı deniz, yemeyen domuz” dedik, devleti (belediyeler de dahil) soymayan kalmadı. “Kol kırılır, yen içinde kalır” dedik, işlenen suçların üstünü örttük. “Söz gümüş ise sükut altındır” dedik, susmayı marifet saydık. “Komşuda pişer bize de düşer” dedik, onursuzca beklenti içine girdik.
Dilimizdeki kirliliği sözcük sınıfları içinde görmek mümkün. Bunlar şunlardır: Sporda, müzikte, basın ve yayıncılıkta, siyasette, ürün ve iş yeri adlarında, kullanım kılavuzlarında, Türkçenin söz dizimine, Türkçe kısaltmalarda, Türkçe terimlerde, renk isimlerinde.
Renklere varacak kadar artan yabancı sözcük sayısı gibi yolsuzluk çeşidimizde çok renklendi. Kara para aklamaktan, ürün pazarlamaya, hizmetten taşımacılığa varan renklerimiz var artık. İsterseniz blue (mavi) olandan verelim, isterseniz green (yeşil).
Aşağıdaki dilimize son zamanlarda girmiş olan sözcükleri okursanız durumun oldukça korkutucu olduğunu göreceksiniz.
Aktif etkin, canlı, Aktivist eylemci, ambiyans ortam, hava, Ambülans cankurtaran, anormal olağandışı, baby face (beybi feys) bebek yüzlü, bay bay güle güle, hoşça kal, back ground arka plan, geçmiş, branç kuşluk yemeği charter uçuşları dolmuş uçakları, chekck etmek onaylatmak, dekont hesap dökümü, dinamik devingen, etkin, canlı, data veri, dizayn tasarım, doküman belge, efor çaba, gayret, güç enteresan ilginç, ilgi çekici, download indirmek, feedback geri bildirim, geri besleme, full dolu tam, full time tam gün, fokuslanmak odaklanmak, garanti güvence, klasifikasyon sınıflandırma, konsensus uzlaşma, konsept kavram, kontrol denetim; denetleme, inceleme, koordinasyon eşgüdüm, kriz bunalım, link bağlantı, mevzu konu, metafor mecaz, misyon özel görev, ofis işyeri, mobbing, bezdirme, ruhsal taciz okey tamam, online çevrimiçi, paralel koşut, pasif edilgin, parttaym yarım gün yarı zamanlı, performans başarım; gösteri; oyun, prezentasyon sunum, relaks olmak rahatlamak, röportaj söyleşi görüşmesi, star yıldız, sempatik sevimli, canayakın sembol simge, sempatik sevimli, canayakın CV (sivi) özgeçmiş, sponsor katkıcı destekçi, statik durağan duruk, Stabil dayanıklı ve sağlam, dengeli, düz, oturmuş kararlı ve değişmez stres ruhsal gerilim gerginlik, trend akım eğilim, vizyon görüş görünüm, workshop işlik.
Neden oldu bütün bunlar?
“Üzümünü ye bağını sorma” dedik, haramı sakıncalı göstermedik. İşte bu anlayışın ürünü bir olay televizyonlarda haberdi. Habere göre yüksek kâr getirisi bulunan güvenilir bir fon olduğunu belirterek Fatih Terim gibi isimlerin de bu fona dahil olduğunu söyleyerek aralarında tanınmış sporcular Arda Turan, Fernando Muslera, Emre Belözoğlu ve Selçuk İnan’ın da bulunduğu 18 kişiyi dolandırdığı iddia edilen Şube Müdürü Seçil Erzan davası da gündemimize ‘vakayı adiye’den girdi.
Öte yandan altınlarıyla çektiği videolarla tanınan Nevra Bilem kendisinden sipariş ettiği bir ürünü alamayan takipçisine attığı ses kaydıyla “Allah nasip ederse sen duanı et Ramazan’da bolca duanı et o para seni bulur” demiş.
Okt. Ayşe Başçetinçelik “Dilde bir bozulma varsa, başka yerlerde de vardır” demiş. Çok doğru değil mi?