Merhaba sevgili gazetem ve sevgili okurlarım.
 

13 Hazirandaki “Sayın K. Kılıçdaroğlu” başlıklı yazımın sonunda; 

 

“Not: Haziranda nişanını yaptığımız yeğenimin düğünü bu hafta yapılacak, bu yüzden bu sene ikinci kez İstanbul’a gideceğim. Yazılarıma bir süre ara vereceğim. Ekim başında buluşmak üzere hoşça kalın” demiş ve sizlerden ayrılmıştım. Aradan 35 gün geçmiş; boşuna değilmiş meğer yazmaya, sizlere, gazeteye özlemim...

 

Neden bu kadar uzun süre ara verdim?

 

Düğünümüz kimi evlilik düğünü gibi kına ve sade bir nikah töreninden ibaretti, gelin görün ki iki törenin arasında 15 gün vardı. Bu kadar kısa sürede iki kez yolculuk yapmayı göze alamadığım için biraderimde kaldım.

 

Düğün başlı başına bir telaş kaynağı. Her şey planlı programlı yürütülmez, iş bölümü yapılmazsa işin içinden çıkmak mümkün değildir. En basitinden davetiye dağıtımı bile yapılamaz. Kimlerin davet edileceğine aylar önce karar verilmeli, son günlere bırakılmamalı, çok kişi unutulur yoksa.  Hiç yoktan dargınlara yol açmamak gerek. Daha başka o kadar çok şey var ki saymakla bitmez. Bir ev açılıyor, az şey mi?

 

Kına için Başakşehir’den Bahçelievler’e gidildi. Düğün törenleri benim lokal yıllarımdan çok çok  uzak ve o kadar farklı. Salonun fiyatlara yansıyan kalitesine bağlı olarak orkestraları ve onların müzikleri önde olurdu. Şimdi iş görsel gösteriye dönmüş durumda. Damat tören boyunca aynı kıyafetle dururken gelin adayı o kadar çok kıyafetle geceyi süslüyor ki, onu izlemekten başınız döner. Dansçı kızlar kraliçe ve prenseslere eşlik eden nedimeler gibi gelin adayına eşlik ediyor. Bu işler için organizatörler var artık. Günümüzde kalite görsele kaymış durumda. Müzik ise DJ’lerin elinde.

 

Nikah her yerde, her zaman olduğu gibi. Saat 17.00’deki Nikah töreninin ardından damat ve gelin davetlilere Başakşehir Sularvadisi’nde bir ikramda bulundular.

   

Saat 20.00’de evlerimize gelmiştik. Telefonumla fotoğraf çekmeyi pek sevmem. Gene öyle yaptım, çekmedim. Fotoğraf bir çok hesaptan bana gelecekti zaten. Yeğenim yaratılıştan çok güzeldi gelinlikle bambaşka bir  güzelliğe bürünmüştü. Yakışıklı damadımızla güzel gelin kızımızın bir fotoğrafını seçip yayınladım.

 

Bir hafta geçtikten sonra teşekkür etmek amacıyla aşağıdaki satırları paylaştım.

 

“DÜĞÜN VE CENAZE,

Bu iki olay eş, dost ve akrabaların gelerek veya gelmeyerek kişiye verdiği değerin ölçüsünü ortaya koyar.

Bir düğünle sıkletimizin ne olduğunu gördük. Gelen gelmeyen herkese gönül borcumuzu bildirir,

teşekkür ederiz.”

 

Okuyanlardan bir arkadaşım “kim vefat etti” diye sormak için aradı. Şaşırdım doğrusu. Bu anlamı nasıl çıkarmıştı? Sanırım bir yazıyı sonuna kadar okumaya kimsenin sabrı yok!

 

Biri süt ablam, biri süt kız kardeşim nikaha gelemeyen iki çok sevdiğim insan bu paylaşımı görüp beni aradılar. Kendilerine yergi amacı taşımadığımı, bu yazıyı o amaçla yazmadığını açıkladım.

 

Doğrusu düğünler ve cenazeler bir buluşma sebebidir. Keşke cenazeler olmasa ve yalnızca düğünlerde buluşsak.. İnsan tüm yakınlarını böyle günlerde görmeyi çok istiyor. Ben de birçok yakınımı bir kez daha görmeyi çok istedim. Gelemeyenler de oldu. Üzülmedim mi; üzüldüm.

 

İşte bu yüzden yazımın başlığına “İnsan en çok sevdiklerinden yanılır” yazdım. Bilerek böyle yazdığım bir başlık.

 

Bekledikleriyle görüşememek de kısmettir. Bizim için de kısmet böyleymiş.