Bu şehirde doğup büyümüş olmasam da benim için gelişimimin en önemli dönemlerinden biri olan üniversite yıllarımı bu şehirde geçirdim. Yani Sakarya’da hatırı sayılır, dolu dolu bir 8 yıllık geçmişe sahibim.
Bu yüzden bir yabancı bana “Sakaryalı olmak nasıl bir şey?” diye sorduğunda, yaşadığım yıllardan edindiğim fikirlerle kendime birkaç cevap hazırladım.
Sakaryalı olmak nasıl bir şey?
Öncelikle şehrin doğası gerçekten çok güzel. Doğal güzelliklerinin yanı sıra çalışma alanı açısından da oldukça geniş bir yelpazeye sahip. Burada çalışıp hayatını görece daha düzenli ve konforlu bir hale getirirken, aynı zamanda sıkıcı iş hayatından kaçabileceğin pek çok yerin olması büyük bir avantaj.
Konum açısından da Sakarya fırsatlar sunan bir şehir. Çevresinde gezilip görülebilecek, dinlenilebilecek doğal güzellikleri zengin birçok şehir var. Aynı zamanda metropol etkisiyle daha hızlı bir hayatın içine çekebilecek şehirler de çok yakın. Normal hayat akışının dışına çıkıp biraz yavaşlayıp dinlenmek istediğinde veya biraz hızlanıp kaybolmak istediğinde sana seçenekler sunabiliyor.
Sakarya küçük bir şehir. Bu da şehri tanımayı ve ona hâkim olmayı oldukça kolaylaştırıyor. Yabancı olsan bile yalnız kalmamak mümkün. Şehrin herhangi bir sokağında bir tanıdığa ya da bir arkadaşa rastlama ihtimali güçlü.
Ulaşım konusunda birden fazla alternatife sahip. Yeterli mi, değil mi tartışılır; bu konuda net bir yorum yapamıyorum. Ancak seçeneklerin fazla olması, benim için takdir edilesi.
Trafik ise biraz tuhaf akıyor. Trafik ışıkları yok denecek kadar az. Şehrin bazı bölgelerinde belirli saatlerde yoğunluk yaşanıyor ve özellikle kavşaklardaki geçiş düzensizliği zaman zaman insanın sinirlerini zorlayabiliyor.
İnsanlarına gelince… Dışarıdan bakıldığında garip gelebilecek bir durum var: mafyacılık oyunu. Sakaryalı insanların birbirleri üzerinde egemenlik kurmayı, rekabet etmeyi ve yönetmeye çalışmayı sevdiğini düşünüyorum. Özlerinde iyi olsalar bile, bu güç oyunları şehrin huzurunu zaman zaman, hatta neredeyse her gün, bozabiliyor.
Yani bana sorsalar, Sakaryalı olmak; doğasında huzur bulmak, temposunda kaybolmaktır. Alışmak, zaman zaman gitmek istemektir derim. Bu şehre ait her şeyi sahiplenmek; sevmekle eleştirmek arasındaki ince çizgide yaşamayı öğrenmektir derim.