İnsanların karşısına çıkmanın, tanınmanın, birilerinde beklenti oluşturmanın, herkesin gözü önünde işler yapmanın; kısacası sahnede olmanın elbette birçok getirisi var. Ama sahnenin ışıklar ve sesler kısılıp, selamlaşma kısmında işler biraz değişir ve sahnede olmanın bedelleri belirginleşir. Sahnede olmanın en ağır bedellerinden biri ise eleştirilmektir.
Sanatla uğraşanlar, toplum adına söz söyleyenler, küçük bir grubun başında duranlar ya da sadece kendi aile kurumunu yönetmeye çalışanlar... Hepsi attıkları her adımın, söyledikleri her sözün — doğru ya da yanlış — mutlaka bir eleştiriye maruz kalacağını bilir fakat eleştiriye hiçbir zaman hazır değildir.
Hazır olmadığımız eleştiriler bizlere sert bir dalga gibi gelir. Kimilerimiz bu dalganın altında gözden kaybolurken, kimilerimiz ise bu dalgayla birlikte yol alırız. Ancak bazılarımız vardır ki dalgaları görmemek için duvarlar örer, eleştiri rüzgarını dizginlemeye çalışırlar. Eleştiriyi ve eleştirenleri susturmak için çabalar, yalanlar, küçümser ve çoğu zaman cezalandırırlar.
Kendi alkışlarının sesinde sarhoş olup, o gürültüde ritim tutarak yapıcı veya yıkıcı olan her sesi aforoz etmeye çalışırlar. Eleştirilerin, bir başkasının daha hatalarını fark ettirmesine olanak tanımasından çok korkarlar. Kusursuzluk algılarına atılan her taş için kat kat duvarlar örerler.
Eleştirilmek istemeyen biri neden hala sahnededir?
Neden evinde oynamak yerine, toplum önünde rol almaya devam ederler? Şöhret ve gücün baş döndürücülüğü mü? Sahneden indiklerinde karşılaşacakları muamele mi korkutur onları?
Artık bazıları ayna karışışında kendini alkışlamayı bırakmalı. Sahte zaferler, yapmacık roller ve türlü oyunların arkasından çıkmalı, çıplak gerçekle yüz yüze kalmalı. İzleyicilerin her şeyin farkında olduğunu bildikleri halde bu tiyatro metnine devam etmemeli.
Eleştirilere karşı silahlanmak yerine onu anlamaya çalışmak gerekir. Susturmak yerine dinlemek, savunmaya geçmek yerine düşünmek.
Eleştirenin ve eleştirilenin niyeti yapıcı olmalı artık. Söylenen her sözün yıkmak için olmadığını, dönüştürmek içinde söylenebileceğini bilmek gerekir. Kibir kenara bırakılmalı, gerçekçi ve öfkeden arınmış cümlelere kulak açılmalı.
Kusursuz olmak değil, gelişime açık olmaktır asıl mesela.
Gözlemlemek ve dinlemektir asıl mesele.
En büyük erdem ise eksiklerini kabullenmektir.
Ve asıl mesela, kendini alkışlayan aynadaki aslına sırtını döndüğünde karşılaştın şeyin gerçek olduğunu bilmektir.