Küçüklüğümüzden bugünümüze kadar bizleri heyecanlandıran, gece yatağımızdan kaldırıp sofrada buluşturan ibadet…

On bir ayın sultanı Ramazan.

İslam inancına göre Kur’an’ın bu ayda indirilmesiyle en kıymetli ay olarak kabul edilir. Ramazan ayı; manevi hissiyatıyla, ibadetiyle, kazandırdığı sevaplarla ve bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’nin bu aya denk gelmesi sebebiyle diğer on bir aya sultanlık ettiği düşünülen bir aydır.

Ramazan ayında yapılması gereken en belirgin ibadetin oruç tutmak olduğu tüm Müslümanlar tarafından bilinir. Sahur vaktinden iftar vaktine kadar yemek yenilmez ve sıvı tüketilmez. Akşam ezanında sofralar kurulur, o gün tutulan oruç açılır. Ardından teravih namazına gidenler camileri doldurur ve ibadetlerine namazlar ve dualarla devam ederler. Ancak Ramazan, oruç tutmanın çok ötesindedir.

Hemen hemen bütün Müslümanlar bu ayda bir düzen içerisinde hareket eder. Gece aynı saatlerde mutfak ışıkları yanar, aynı saatlerde söner. Sokaklarda farklı davulların aynı ritimde sesi vardır; hatta bazı ritimlere maniler eşlik eder. Bir fırının ekmek sırasına girenler aynı kokuya heyecanlanır. Akşam ezanına yakın sokakta olanların aynı şeye yetişmek için telaşı vardır. Farklı sofralarda ama aynı tatla oruçlar açılır. Herkes çok daha merhametli, aynı zamanda biraz daha hassastır. Yardımlaşma duygusu insanlarda normalden daha fazladır. İyi olan şeyler hep bir tık fazla, diğerleri ise normalin altında yaşanır Ramazan’da.

Dedim ya, Ramazan oruç tutmanın çok ötesindedir. Farkında olmadan yaşanan birlik ve beraberlik; bütünün bir parçası olma hâlidir.