Kartalkaya kayak merkezindeki, geceliği 30.000 Türk lirasından başlayan, Grand Kartal Oteli’nde meydana gelen ve 78 kişinin hayatını kaybettiği yangın hepimizde çok büyük üzüntü yarattı. Aynı zamanda endişe.
Peki, neden endişe yarattı, hiç düşündünüz mü?
Endişelendik çünkü bundan sonra ne olacağını bilmediğimizden. Yine bir denetimsizlik sonucu yaşanan bu facianın üzerine hangi kılıflar giydirileceğini bilmediğimizden. Yardım edin diye bağıran insanların çığlıklarını nelerle bastıracaklarını bilmediğimizden. Çocuğunu pencereden sallayan babanın, belki kurtulurum diye yüksek katlardan atlayan insanların görüntülerini nasıl hafızalarımızdan silecekler bilmediğimizden. Çarşaflarla aşağı inmeye, kendini kurtarmaya çalışan insanları nasıl unutturacaklar bilmediğimizden. Çocuklarımıza karne hediyesi için ne verdiğimizi bilmediğimizden. Başımıza bir şey geldiğinde hesabının kimler tarafından sorulacağını, kimlerin hesap vereceğini bilmediğimizden. Hatta verilmesi gereken bu hesapların hangi yöntemlerle kapatılacağını bilmediğimizden.
Bir otel yanar, denetim sorumluluğu bizde değildi denir. Bir deprem olur, devletimiz bütün imkanlarını seferber etti, yıkılan binaların yerine daha iyileri yapılacak denir. Hapishanelerimizden suçlular kaçar, biri daha ölür, adını parkta yaşatalım denir. Çoğu zaman suçlular hapishaneye hiç alınmaz, pişmanmış, ayrıca kravat taktı denir. Madenlerimiz çöker, bu işin fıtratında var denir. Bir kadın ölür, ona çok şey söylenir: “O saatte orada ne işi varmış, eteği çok kısaydı.” Bir çocuk sözde sabah olan bir saatte okula gitmek için karşıdan karşıya geçerken ölür, şimdi üstgeçit yapıyoruz denir. Bir öğretmen öğrencisi tarafından öldürülür, çocuğun psikolojik sıkıntıları var denir.
Türkiye’de normalleşmiş olan denetimsizliklerin senaryosudur bu. Bazen benzer, bazen farklı facialar ama hep aynı senaryolar. Olay yaşanır, yayın yasağı gelir, türlü söylemler ve bahanelerden bahsedilir, taziyeler yapılır, kravatlı insanlar kameralara poz verir, birkaç gözaltı, anıt ve unutuluş…
Bu ülkede tatil olarak gittiğimiz oteller, çocuklarımız daha sağlıklı olsun diye gittiğimiz hastaneler, gün sonunda sığındığımız ve içerisinde güzel vakitler geçirdiğimiz evler, karın tokluğuna çalıştığımız iş yerleri, sokaklarımız, okullarımız ve daha birçok yer denetimsizlikler ve ihmalsizlik sonucu vatandaşlarımızın hayatlarının sonu oldu. Bizler suçlu ararken bulduğumuz ise türlü kılıflar, bahaneler, yalancıktan yaptırımlar oldu.
Facia sonrası konuşulan “Söyle olsa bunu yaşar mıydık?” ihtimalleri, adliye koridorlarında kravatlı ve üç-beş avukatla dolaşan katiller, mahkemeye son model arabasıyla gelen hırsızlar, denetim yapmayanlar, başını kuma gömenler ve insanlığını unutanlar.
Aynı hikayeleri binlerce kez duymamıza, okumamıza ve hatta yaşamış olmamıza rağmen; Grand Kartal Oteli’nde yaşanan facia sonucunda ilk kez değil, yeniden ülkece sınıfta kaldık.
Başımız sağ olsun!