Kavga edebilmiş olsaydık keşke. Böyle sessiz savaşların acısı hiçbir şeye benzemiyor. Fernando Pessoanun “Kaçtığım bütün savaşların yaralarını taşıyorum.” deyişi geliyor aklıma. Mesela ben canımın ne kadar yandığını sana anlatabilseydim. Sen bağıra çağıra haykırabilseydin bana. Hiç anlatamadık kendimizi birbirimize. Aynı dili konuşamadığımızdan mıdır nedir sittin sene sana haklı olduğumu inandıramadım. İnanacağa da benzemiyorsun. Benim de aldığım bunca yara bereden sonra senin haklı oluşuna inanmamın imkânı yok. Biz bu dünyayı seninle bir türlü paylaşamadık gitti.

Hâlbuki bazı kurallar vardır ortak yaşamda, biz bunu beceremedik!

Sevdiklerime de zarar vermeseydin biraz daha dişimi sıkar, yaşadıklarımızı görmezden gelirdim.

Sabırlıyımdır. Ama bir anneyi en zayıf yerinden vurdun. Yapmayacaktın. Beni o gece zıvanadan çıkarmayacaktın!

Gecenin bir yarısı komşular da gürültümüze uyanmazdı ve belki daha uzun bir süre kimseler bilmezdi senle kanlı bıçaklı olduğumuzu.

O gece olan olmuş, çıngar kopmuş. Benim nasıl gözüm dönmüşse artık evi darmaduman edecek kadar hiddetlenmişim. Anlatılanları sonradan eş dosttan dinledim.

O başlattı, ilk kanı o akıttı yemin ederim. Onu buna itecek tek bir şey bile yapmadım ben. Hatta uyuyordum ya hu. İnsan uykusunda ne gibi bir şey yapabilir de bu muameleyi hak eder, sorarım size!

Karşımda duran kim varsa ben susayım her yeri yara bere içinde olan bedenim

konuşsun. İlahi divanda kesin bu hâlim her şeye şahit olacak. Değil kendisini görmek yakınımda yamacımda sesini duymak bile istemiyorum. Yakınlarından da

kimse karşıma çıkmasın, elimin ayarı kaçtı, hepsinin canını yakarım, şakam yok! Bu dünya ikimize dar artık! Sen misin beni tatlı uykumdan böyle uyandıran!

Ya o ya ben. Güçlü olan kazansın. Hodri meydan!

Beni o çileden çıkardı. Yoksa gıkımı çıkarmazdım. Heyheylerimi getirmeyecekti bir kere. Can havliyle yaptım ne yaptıysam. İlk seferde elimi kaldırsaydım birinci de olmasa ikinci, hadi o da olmadı muhakkak üçüncüsünde bir yerine denk getirirdim, can alıcı bir darbeyle kesin öldürürdüm onu ama acıdım. Keşke tek seferde halletseydim de bu kadar ses olmasaydı.

Rezil olmasaydık ele güne. Çocuklara bir baktım onlar da sesimize uyanmış, yavrum onlar da bizim gibi kaşınmaktan bir hâl olmuşlar .Uykulu gözlerle ha bire hatur hutur kaşınıyorlar. Onları öyle görünce uykumdan uyandıktan sonra çocukların üzerini kontrol etmek için odalarına gittiğimdeki anı hatırladım. Küçük oğlumun bacağının üstündeki kanı...Hani kan tahlilinin ya da serum sonrası iğnenin çıkartılmasının ardından taşan kan kadar bir kan akar ya işte öyle bir kan duruyordu oğlumun pembe beyaz teninin üzerinde.

İşte o an bardağı taşıran son damlaydı. Eşim bir yandan ben bir yandan gece gece azılı bir düşmanın peşine düşer gibi evde ava çıktık. Sivrisinek avına… Yastık, dürülmüş gazete, terlik vs..havalarda uçuştu. Birkaç kez karavana atış, birkaç kez ıska... Sonunda tam isabet ettik, öldü dediğimiz anda bir başka akrabası çıktı ortaya. Ama bir annenin en etkili silahından kaçamazdı.

Kaçamadı da. Elime geçirdiğim terliği duvarda adeta emdiği kandan hareket edecek hâli kalmamış olan sivrisineğe fırlatmamla bir hamlede yere indirmem bir oldu. Kayıtlarda “öldürdü”, “katil” yazabilir halbuki tamamıyla “nefsi müdafaa!”