HAYATIN TATLARI VE HAYATIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
“Lacivert gözlüm büyüdükçe yeşil gözlü oldu. Hala saçları sarı, onlar değişmedi. Siz bu satırları okuduğunuzda onun nişanına, İstanbul’a gitmiş olacağım. Bu yüzden yazılarıma bir iki hafta ara veriyorum.
Tekrar görüşmek üzere.”
Demiş ve 11 Hazirandan bu yana köşe yazılarıma ara vermiştim. Bugün tam bir ay doldu, artık başlamak gerek değil mi?
Nöroloji doktorumla randevum vardı. Biraz da onun için geldim. “Doktorumun Islığı” başlıklı yazımda ilk tanışmamızı anlatmıştım. Dün nörolojik olarak onunla son buluşmam oldu. İzlediğimiz tedavi fayda etmedi ne yazık ki. Ben bir insan tanımış oldum. Güler yüzlü, ilgili, eski ketum doktorların aksine konuşkan.. O yazımdan daha önce ona sözünü etmiştim, okuyup okumadığını sordum; aynı ıslığı tekrar çaldı. Deprem zamanı Ürolog Dr. Ali Şenbaş gösterdiği ilgiyle gönlümü fethetmişti. Bu rahatsızlığım zamanında da Nörolog Dr. Aptülkadir Tunç gönlümü fethetti. Ne mutlu bizlere ki böyle doktorlarımız var!
*
Bizi yönetenler israf ediyor biz ödüyoruz. Neyle? Harçla, doğrudan ve dolaylı vergiyle ve cezalarla. Vergiyi kaçacak yeri olmayanlara ödetmek haksızlıktır. Çok kazanandan çok, az kazanandan az olmak üzere, herkes kazancına göre vergilendirilse, zenginlerden servet (bana servet düşmanı derler şimdi) vergisi, ekilmeyen tarlalardan “kıtlık” vergisi alınsa, tabii en önemlisi itibardan tasarruf edilse herkese geçinebilir gelir verilebilirdi. Amaç halkın mutluluğu değil, işverenin mutluluğu olduğu için işçilik 250 doların altına düşürülmeye çalışılıyor. Böylece orta sınıf yıldırım hızıyla aşağı doğru çekilirken, emekliler de sahipsiz bırakılıyor. Sözün kısacası yabancı sermayeye cazip hale getirilmek isteniyoruz.
*
İşçiden sonra memurda da tavanla taban arasında fark kalmadı. Herkes en az maaş sınırında buluşturulacak gibi görünüyor. Sözün kısası çalışan fakirlik sınırının altında bir gelire sahip olacak. Emekliyi sormayın; onlar açlık sınırının da altında. Hele hele eski dul ve yetim maaşına sahip olanlar.. onlar iki sene önce 1200 lira maaş alırlarken şimdi 1875 lira maaş alıyorlar. Ekmek 5 liradan 7.5 liraya yükseldi. O kadar maaş alansa günde üç ekmek hesabıyla ayda 1350 lira harcayarak sadece kuru ekmek yer. Kalanı faturalara, o da yeterse...
*
Bir yakınımın yeğeni uzun çarşıda kahvaltı dükkanı açtı. Açılış törenine davetliydim. CHP ilçe örgütünden ilgili kişilerle kurdele kesilerek açılış yapıldı. CHP’li tanıdığım iki hanımla hal ve hatır sorgusundan anladım, CHP örgütü seçimi kaybetmekten çok etkilenmiş. Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun büyük hatası. Seçimin kimlerle kazanılabileceğini anketler gösteriyordu. 3-6 mart arası Meral Akşener’le yaşanan gerilim Kemal Kılıçdaroğlu’nun inadının tesciliydi. O inat CHP’yi asansör parti yaptı. Millet ittifakının dört ortağı CHP listelerinden aday göstererek 38 milletvekili kazandı. Televizyon oturumlarında bir konuşmacının dediği gibi müttefik olmadan ittifak olunmuştu. Sonuç Kemal Kılıçdaroğlu sayesinde asansör parti olmaktı. Şimdi değişimden söz ediliyor. Halka seçenek olarak umut veren parti olma özelliğini taşımayan lider sayesinde yurttaşlar artık siyasetten nefret ediyor. En başta ben. Sayılarla oynayarak her hezimeti zafer diye yutturmaya çalışılmasından artık gına geldi. Yunanistan’ın son seçimleri kaybederek istifa eden Syriza Partisi lideri Alexis Çipras kadar olamadınız Sayın Kılıçdaroğlu.
*
Mazhar-Fuat-Özkan, simgesel adlarıyla meşhur MFÖ’yü bilmeyen yoktur. “Ele Güne Karşı”, “Güllerin İçinden”, “Sarı Laleler” gibi pek çok şarkıyla gönül telimizi titreten grubun basçısı ve aynı zamanda sinema sanatçısı Özkan Uğur’u geçtiğimiz hafta yitirdik. MFÖ’yü çok severdim ama kendisine karşı ayrı bir sevgi duyardım. Bütün ülkemiz gibi bende çok üzüldüm. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.